9 Temmuz 2016 Cumartesi

her sabah






 sabah uyandım ,
 ben her sabah uyanırım .Doğrulurum(her sabah) , gözümdeki çapakları ağzıma alır duvara tükürürüm (her sabah), sigara içerim (her sabah), ayağa kalkarım(her sabah) , belimi sandalyeye dayar kütletirim( bazen) , yürürüm(her sabah).

 Kapıya doğru yürüdüm, kapının arkasındaki pantolon Halime Ablanın sevabı gibi kokuyordu . Kurban bayramında Halime abla dana kestirmiş , kasap da "abla bu bok dolu keseyi , ne bileyim pankreas , saçma sapan organları çöpe atayım mı ? " demiş , Halime Abla da " yok atma " diye çemkirmiş . " Konu komşuya dağıtırım sevabına ".

Sonra Halime Teyze bok torbasını bana getirdi, Konu komşu bendim , torbayı aldım . Allah Kabul
etsin dedim . Buzdolabım yoktu , torbayı balkona bıraktım , Halime Abla dışındaki komşular kokudan şikayete geldi , torbayı içeri aldım . Bu sefer de ben şikayet ettim . Sonunda karar verdim bu boku yiyecektim . Göz çapağıyla tükürerek duvara resim yapmış adamım bu torbadan mı iğreneceğim ! İşe koyuldum , düdüklüyü temizledim, bastım torbayı içine . biraz soğan doğradım  , ancak salça küflenmişti, beyaz kısımları çay kaşığı ile sıyırıp ondan da biraz  kattım. Annem salça ve soğan her yemeği güzelleştirir derdi. biraz daha soğan kattım , biraz daha salça kattım , biraz daha soğan kattım , biraz daha salça kattım ....

İşte pantolon bu yemek gibi kokuyordu . Ben bu yemeğe Halime Ablanın sevabı diyorum , senede bir kere Kurban Bayramının 4.günü yapar öğürerek yerim . Midem bulanmıştı , ancak çamaşır makinem yoktu ,pantolonu balkona attım . Başka pantolonum yoktu . Dışarı çıkmalıydım , çünkü ben dışarı çıkarım ( her sabah ) . Altıma eşofman giydim o henüz sevap boyutuna ulaşmamıştı .


Beni kimse tanımıyordu , ben de kimseyi bir o kadar tanımıyordum . Onlarda haklıydı , buraya taşınalı daha 25 sene olmuştu , insanlara hak vere vere tekele girdim , 3 tane bira istedim , tekelci dolaba yeltendi , kabul etmedim . Buzdolabım olmadığı için ılık içmeye alışmıştım ve hoşuma gidiyordu , dışarıdan ver dedim . Annem öyle derdi , buzdolabın yoksa ılık bira iç demezdi tabi , bulunduğun durumu kabullen ve onu sevmeye çalış derdi . Burada olsa benimle gurur duymazdı , belki kızardı , kurana el bastırırdı . "Bi daha içmeyeceğim de " derdi . Ama yine beni severdi . Tahminim dünyanın en büyük hırsızı olsam da beni yine severdi , tabi kurana yine el bastırırdı " bir daha yapmayacağım de " derdi . (her sabah )

9 Şubat 2014 Pazar

Direk



Bugün ilk gün ! Bugüne kadar bugünün hayalini kurduğum için bugün , artık ölebilirim . Amacı kalmamış , emekliliği gelmiş , vadesi dolmuş ya da adı her neyse !

7 saat öncesi :

Bugün ilk gün ! Bugüne kadar bugünün hayalini kurduğum için bugün , sevinçten ölebilirim :))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))

 Son düğmeleri ilikledim , aynanın karşısına geçmeden gömleğin , ayakkabının , ceketin etiketlerini söktüm . Her şey nizamiydi . Aynadan yarattığım simetri harikasına baktım . Huyu benzemesin nazi subayları kadar şık , onları öldürenler kadar mutluydum . İnsanın hayallerine ulaşması ne demektir bilir misiniz ? Öğretmenimi -eğer yaşıyorsa- aramayı bile düşündüm , " büyüyünce ne olmak istiyorsun ? " sorusuna verdiğim cevabın yalan olmadığını anlatmayı !

"İtfaiyeci olmak istiyorum , muhterem muallim bey ! "

şehirde heyecandan yanan bedenim dışında başka bir yer var mıydı ? Kask takmalı mıydım ?
Takmadım . Görgüsüzlük olurdu . İtfaiyeci olan var , olamayan var . Ancak bugünü o kadar mütevazi geçireceğimi sanmıyorum ! Baba yadigarı bir arabam olmasına rağmen ilk iş günüme otobüsle gittim .
İnsanlar evleri barkları yandığı zaman onları alevlerin içinden kimin kurtaracağını bilmeleri lazımdı
Deri ayakkabım burkulmasın diye ördek gibi yürüdüğüm zamanları çıkardığımız zaman müthiş bir gündü ! Acaba beni gören kaç çocuk büyüyünce itfaiyeci olmak istemiştir ? Kaç kadın beni hayalindeki koca adayları arasına koymuştur ? Belediye başkanı olsam kaç esnaf oyunu bana verir ? Bir futbolcu olsam bonservis bedelim ne kadar olur ?

Kafamdaki bütün soruları bir kenara fırlattım. Ayaklarım yere hiç olmadığı kadar sağlam basıyordu, 27 kişiyi öldürsem ve hakim şu kıyafetler içinde karşısında beni görse  "iyi halden " beraat edeceğimi biliyordum . Telefona sarıldım
"Bitti mi ? "
"Az kaldı abi yarın gel al "
"Unutmadın değil mi İtfaiye eri SUCUK yazacak , sucuk büyük harflerle yazacak "
" Unutmadım abi öyle yaptırıyorum "
" Bak telefon numaram alevler içinde olacak eğer onu unutursan beş kuruş alamazsın benden"
"unutmam abi"

telefonu kapattım . Kaç güzel kadının cüzdanında benim kartvizitimin belireceğini hayal ettim , alevler içinde olan telefon numaramı tuşladıklarında yaşayacakları heyecana ortak oldum !

Kartvizitim gibi kırmızı bir tabeladan içeri girdim, aynı kıyafeti giymiş meslektaşlarım oturdukları yerden beni süzmeye başladılar .

" Merhaba ben yeni itfaiye eri Sucuk , direk nerde ? " soruyu sorarken bile gözlerim direği arıyordu , arka tarafa gittim ancak orada da yoktu . Kimse konuşmuyor , aksine bana bakan gözlerine açık olan ağızlarını da ilave ediyorlardı . Sinirlendim

" Direk nerde beyler ? "  içlerinde en yaşlısı ve muhtemelen şefim olanı ayaklandı
" Ne direği lan ? taşak mı geçiyorsun ? "  Bu yaşlı kurt ve diğerlerinin beni içlerine hemen almayacaklarını buraya gelmeden önce düşünmüştüm . Sinirlendiğim için özür diledim , hepsinin elini sıkarak bir sandalyeye oturdum . Direği görene kadar patron oydu . Ama beni kabul edeceklerdi ! çünkü bugüne kadar bugün için yaşadım ben . Pastaneden hepsine poğaça aldım , mutfağın yerini öğrenip çay demledim ,  saat 12 olmak üzereydi ,birazdan şehir alev alev yanmaya başlayacaktı ve telefon, mesaim bitene kadar susmayacaktı. bir an önce direğin yerini öğrenmem lazımdı . Evet ben bir çaylaktım , belkide yaşlı kurtun bu mesleğe başladığı gün doğmuş bile olabilirim , ancak hayallerimde o direkten kayarak itfaiye arabasına atlayıp sonra kaç evi yanmaktan,yanan evlerden kaç insanı kurtardığımı tahmin bile edemezlerdi .

Yaşlı kurtun yanına gittim . Gülümseyerek

" Bu meslekte sizden öğreneceğim çok şey var kurt itfaiyeci ! " dedim . Yüzüme bile bakmadan arka sokakların 187.bölümünü izlemeye devam etti . Gülümsemeyi bırakmadan
" Şimdi bana söyler misiniz ? direk nerede ? " bu sefer dikkatini çekmeyi başardım . Öfkeyle suratıma baktı , televizyonun sesini kıstı .
" Ne direği lan ! sabahtan beri tutturdun bir direk ! kim aldı bu işe senin gibi bir malı "

İstifimi bozmadım , dediklerine bir tebessüm ederek karşılık verdim

"Biliyorum beni içinize almak istemiyorsunuz ama ben bu mesleğe hayatımın geri kalanını verdim , kaskı kafama geçirip o direkten kayacağım günü hayal ettim . Hani chuck norris kayıyor ya ! o tek eliyle kayıyor gerçi , ben ilk günler bunu yapamam ama elbet öğrenirim hiç merak etmeyin "

"Chuck norris mi ? özürlü kontenjanından mı geldin yavrucuğum  ? " bunu derken ciddiydi , acıyarak bana bakıyordu . Cevap vermeye hazırlanırken telefon çaldı . Ayağa fırladım , çevik bir hareketle avizeyi kavradım  " itfaiye eri sucuk ! size nasıl yardımcı olabilirim ? "

" alo itfaiye mi orası . ha . yanıyorrrruuuuum itfaiye söndür beniiiii. hahahhaha " olayı anlamaya çalışırken telefon suratıma kapandı . hareketsiz söylediklerini düşünüyordum

"kimmiş arayan ?"
" Bilmiyorum adını söylemedi... Yanıyormuş ....Söndürmemizi istiyor ..."
" HAHHAHAHAHAHHAHAHAHAHA"

odada benim gibi giyinmiş herkes , nazi subayı edasıyla bana gülüyordu . Yaşlı kurt kolumdan tutup beni kendisine doğru çevirdi .

" evlat , keşke hayallerinde icraa etseydin bu mesleği "

Güne başladığım sandalyeye oturdum , bir düğmeyi açtım . Ayakkabım buruşmaya başladı . mesaim bitene kadar kendisini söndürmemizi isteyen birkaç adam ve "itfaiye mi ? makro marketi aramıştım ama " diyen birkaç kadın dışında kimse aramadı . ve artık emindim ki direk yoktu , hiç olmamıştı .

Bugün ilk gün ! Bugüne kadar bugünün hayalini kurduğum için bugün , artık ölebilirim . Amacı kalmamış , emekliliği gelmiş , vadesi dolmuş ya da adı her neyse !

Chuck norris mi ? Onun ben amına koyayım .

2 Ocak 2014 Perşembe

Yazar 1


Bazı günler yatağımdan hızlı kalkıyorum , vücudumun lideri; dizlerimdir, yüz üstü yatarken uyandığım günler affetmem, dizlerimi yatağa dayar zıplarım . O gün de öyle bir gündü, yüz üstü uyanınca ağzımdan akan salyayı yastığa silmiş hafif tebessüm etmiştim . Pencereden sızan güneşe göre saat 13'ten 14'e doğru ilerliyordu . pantolonumu giydim , gözümdeki çapakları elimde biriktirip  kapalı olmasına rağmen pencereye doğru fırlattım , bazı günler odanın oksijeni bitip geriye sigara dumanı kalınca da uyanıyordum ancak bu öyle bir durum değildi .
 Dizlerimi ovuşturdum,  şu an ayaktaysam onların sayesindeydi . Odada sigara yoktu , sabahları sigara içmeyeceğime dair anneme söz vermiştim . Biraz da şans eseri kaç gündür sabahları sigaram olmuyordu . Bir kasenin içinde yağı donmuş zeytin haricinde hiçbir şeyim yoktu , kül tablasındaki izmaritlerin her birinden bir nefes çekip dışarı çıktım . Hafız bugün veresiye verebilirdi . Dükkana girip " Selamın aleyküm cuman mübarek olsun hafız dayı " dedim . Gözlerini televizyondan ayırmadan başıyla selamımı aldı . Bakkal deyince aklıma 37 ekran televizyonlar gelir , tavana yakın bir yere sabitlenmiş saçma sapan bir kanalın sürekli açık olduğu televizyonlar . " Sana bir televizyon alalım hafız dayı , radyolu televizyon mu kaldı artık " dedim . Yine suratıma  bakmayarak "ya sabır " dedi. " Sabır ya Hafız dayı " dedim .
"Dün rüyamda bir ermiş senden bahsediyordu " . Suratıma baktı , kucağındaki teknoloji harikasını bir kenara bırakıp , yanıma sokuldu " ne dedi ermiş hazretleri  ? " dedi. 4 yıldır  İnsanların zayıf duygularını kullanacak kadar alçaktım . Bütün mahalle alçak sürüsüydü . ağız birliği yapmıştık herkes rüyalarımdan bahsedecekti . " Sucuğa görünüyorlarmış Hafız efendii".

dükkandan üç paket sigara ile çıkarken Hafız Dayı ağlayarak beni uğurladı . Kahvedeki çocukların cumasını kutlayıp sigaralarını dağıtırken olayı anlattım " iyi de sucuk bugün perşembe "

 Mahalle benim gibi güzel giyinimli türkçesi düzgün genç bir adamın 4 yıl önce buraya taşınmasına bir türlü anlam veremiyordu . Sonunda köyün eskilerinden birisi " Buraya eskiden şehirde bunalan okumuş adamlar,şairler gelirdi , bu çocuk onun gibi bişey olmalı " deyince bozuntuya vermedim . 4 yıldır Almanya'daki akrabalara , devlet dairelerine , büyük şehirlerde okuyan çocuklara yazmadığım mektup ,göndermediğim dilekçe kalmamıştı. " Allah razı olsun senden Sucuk " lafını duymadığım gün yoktur . Yazar gibi davranmak da hoşuma gidiyordu yoksa burada olmamın tek nedeni artık büyük şehirlerde bir hayalet olmamdı . Beni sevmeyen birisi yoktu ya da bir düşman sahibi değildim . Ancak beni seven birisi de yoktu .Artık  İnsanların yürürken içimden de geçebileceklerine inandığım bir gün çantamı alıp buraya geldim . Otobüsün nereye gittiğinden bile haberim yoktu , ancak 3 tarafı denizlerle kaplı yurdumda son durakta inersem deniz kıyısı bir kasabada yaşama ihtimalim  %75'ti.

Tokat'ta indim .


20 Aralık 2013 Cuma


küçükken bu arkadaşların kapaklarını biriktirirdim , insan büyüyünce büyük düşünüyor .Tanıştırayım:
Niğde gazozu , tam bir anadolu entellektüeli ! yaşı gelince okumak için büyük şehirlere gitmiş kendisi .batının ilmini alsa da anadolunun efendiliği her zaman baki kalmış . Otogarların , bakkalların dostudur . Süpermarketler ile işi olmaz .
Dört Mevsim gazozu, şöhreti erken buldu , ama üstüne bir şey koyamadı ne yazık . Hep zengin olmak istedi , süpermarketlerde koladan çok satılmak istedi , ama 70 kuşağından birkaç seveni dışında kimsesi kalmadı . Hala ara sıra sayısal loto oynar
Uludağ gazozu , 1930 yılında zor şartlar altında dünyaya geldi , ama sonra 3.kuşak kendini beğenmiş çocuklar şirketin başına geçince uludağ'ı tabiri caizse harcadılar . Uludağ çoğu kez "kardeşim beni portakallı yapmayın , limonata nedir arkadaş " dese de gözünü para bürümüş 3.kuşaklara lafını geçiremedi
Çamlıca, adı batsın . Kardeşlerin en şerefsizi . tam bir kapitalist . senin yanında rakı içer , abisinin yanında içkiye tövbe eder .Çok Sonraları parayı bulunca kimseyi aramaz oldu , onu arasan telefonu sekreteri açar . Şuan Çamlıca bey müsait değil der yüzüne telefonu çarpar . Çocukken büyüdüğü Çamlıca'ya bile uğramaz , etiler'de takılır . Ama gün gelir devran döner Çamlıca!
Balsa Gazozu , Pek tanımayız ,öldükten sonra hatırlanacak bir ressam gibidir . Bu hayatta  dikiş tutturamamıştır kendisi , pozitif bir gazozdur ama pek seveni de yoktur . İçilmesin ama hatırlansın ister .

1 Aralık 2013 Pazar

İmdat



Canımı alacakmış gibi bakıyordu .
 Aslında geçen sene baktığı gibi bakıyordu .. Daha önce kedi gibi, özleyecekmiş gibi , aşıkmış gibi baktığı bakışlardan tek farkı ; artık sevişmiyor oluşumuzdu . Ben kendi çevreme böyle anlatırken , o kendi çevresine onu aldattığımı anlatıyordu . Aslında aldatmamıştım , yani bu zamana kadar kendim dışında kimseyi aldatmadım.. Ama üst üste bir yıl telefonunu açmayışım başka türlü izah edilmezdi .

"Beni takip mi ediyorsun?" dedi .
" Neden seni takip edeyim bitmiş gitmiş ." dedim . Bitmiş ve gitmiştim .
" 3 gündür tam burada karşıma çıkıyorsun " dedi . İlk gün fark etmedi sanmıştım
" 3 gündür şu tekel'de işe başladım " dedim . Daha önce çalıştığım bir yalandı .
" Bir Marlboro kaç para " dedi . Gerçekten akıllıydı , bunu ona hiç söylemedim
" Telefonumda cevapsız çağrıların vardı " dedim . İnsan hayalini kurduğu bir diyaloğu hiç bir zaman yaşayamaz
" Evet geçen sene bir kaç defa aramıştım " dedi. Sesinde dalga geçer gibi bir ton vardı .

Onu, telefonunu açmadığım gün de seviyordum , hayat çok kısaydı ve beni affetmesi gerekiyordu

"Ne diyecektin? " dedim . Elimle telefon işareti yaptım .
" Neden telefonunu açmadığını soracaktım " dedi.
" Telefon sessizdeydi , çoğu kez duştaydım , önemli bir toplantım vardı ve önemli bir dost yemeğindeydim , uyuyordum hep uyuyordum "  
cevap vermedi . İlgisini çekmiyordum .
"Barıştık mı aşkım " dedim .

İmdat diye bağırsa beni linç ederlerdi , geçen hafta bir kadına tecavüz ettikleri köprü altında konuşuyorduk .
" İmdat " diye bağırdı . Acı çekmemi istiyordu .
Yineledi ve ekledi :
" İmdat gel seni arkadaşımla tanıştırayım "  . Bu ülkede İmdat diye isimlerin olduğunu biliyordum ama hiç görmemiştim . İmdat bize doğru yaklaşırken
" Kim bu orospu çocuğu " dedim . Yanımıza gelmesini bekledi :
" Bu Sucuk liseden arkadaşım , bu da İmdat sevgilim olur " Ortaokuldan sonra okumamıştım . Ama İmdat bunu öğrense beni dövecek kadar kalıplıydı . Elimi sıkarken inceden inledim . Güçlüydü deyyus .
Daha son kozumu oynamamıştım . Bu sefer daha aşık bakıyordum , İmdat'ın farketmesini bekledim
" Canımın içi geçen hafta yeşil küpeni bende unutmuşsun " dedim . Diğeri kulağındaydı . İmdat liseden sonra da ilişkimizin hiç bozulmadığını anladı . Küpeyi İmdat'ın eline tutuşturup yürümeye başladım .

Riskti , hiçbir zaman tutmamıştı . Bu hayat yalan deyişimin tek nedeni de buydu . Yoksa bu hayat tahta kadar gerçek . İmdat tam düşündüğüm bir adamdı . Bu adamlara 3. sayfa kahramanları derler . Önce kadını , sonra beni dövecekti . olay yerinden uzaklaşıp , eserimi izlemek için döndüm .
Bekle !
İmdat elindeki küpenin neden benim evimde olduğunu soruyordu , cevap beklemeden küpe olmayan kulağa bir tane geçirdi
Bekle !
İmdat , yer çekimi kanununu pek sevmiyor olacak ki aşkımın yere bok çuvalı gibi düşmesine bir türlü izin vermiyordu
Bekle !
Aldatılmak konusunda en acı olan anlamamaktır , insan kendisini salak gibi hisseder . Nereden mi biliyorum? Şükürler olsun ki İmdat lafımı sol kroşe ile kesiyor . Bammmm ! nakavt .

Şimdi !

" İmdaat kadına tecavüz ediyorlar " . Ateşi yaktım , imdat kelimesi tam da istediğim anlamda yerini buldu .

Köprünün altı kendi anasının bacısının namusunu hayal eden bir sürü insan ile doldu . Ben ise bir sigara yaktım. İnsanlar hastaneye ve hapishaneye geri döndükten sonra
 kana bulanmış küpemi alıp,cebime koydum.



Bu yazıları okuyorsan hepsi senin yüzünden ...

Sucuk

7 Kasım 2013 Perşembe

6-0



"Tarih hiçbir zaman beni yazmayacak biliyorum .
 Kral tv'de  birilerinin şarkı armağan ettiği  alt yazılarda  adım geçmeyecek . Coca - Cola 1 litrelik kolalarına   ismimi yazmayacak , tombalada çinko bile yapamayacağım , 2-C sınıfındaki Ayşe'nin kafasına sıksam bile adımı "Şımaranlar" listesine yazmayacaklar , Facebook bana hesap vermeyecek , bakkal bana sigara vermeyecek , ayağıma deniz kestanesi bile batmayacak .

çünkü dün öğlen saatlerinde öldüm .
 Cansu'ya çıkma teklif ettim , kabul etmedi . Sonra Cansu'ya aşık oldum . daha önce ölmedim ama , Ferdi abi öldüğünde oradaydım , dağ gibi adam nefes bile almıyordu ! sigarasını parmaklarının arasından zor aldılar . Ferdi abi bir daha kahveye gelmedi , fenerin maçına bile gelmedi  . Çoğu kez ölümden dönmüş bir abi " Fener dünya şampiyonu olsa bile Ferdi artık gelmez sucuk " dedi. "Ha siktir lan " dedim . Köşeden döner Ferdi abi , formadaki armayı öptükten sonra  bana eliyle "koyduk mu lan " der . " Abi ben galatasaraylıyım siz brezilya'yı yenip dünya şampiyonu oldunuz " derim . İnceden güler , eliyle 6-0 işareti yapar. Ben kalkıp gitmem , yani gitmezdim bir daha göremeyeceğimi bilseydim . Ölmek sadece köşeyi dönüp armayı öpememekse ben de öldüm ,

 katil de şuan Mango'da . alışveriş yapıyor . 

22 Ekim 2013 Salı

Canım Kardeşim Seko


Geçen hafta hafızamı kaybettim .

Hastanede gözlerimi açar açmaz sevinen anneme dönüp
" Selamün Aleyküm Teyzeciğim " deyince kadın bayılmış . Bileklerine dökülen kolonyanın ayılttığı bir bayılma olsa da bütün doktorlar seferber olmuş , bok varmış gibi hafızamı buldular .  Babam sevinçten " allahım adak adıyacağım " dedi . sonra pişman oldu . Annem yine bayıldı .

doktorlar "1 hafta dikkatli olması lazım tekrar hafızasını kaybedebilir" dedi .
 Adak parasını nerden bulacağını düşünen babam ve bayılan annem bu sözleri pek dinlemedi . Bunu sadece ben biliyordum , hayatımın fırsatı ellerimdeydi . Yeni bir hayatı, yeni bir hafızayı elimden kaçırmış olsam da tekrar yakalayabilirdim !    Onu hiç hatırlamayıp , sonra tekrar hatırladığımdan haberi olmayan serkanı aradım .
"Biraz dertliyim Serkan" .

Telefonu suratıma kapattıktan 5 dakika sonra evin kapısına taksi ile yanaştı .telefondaki de oydu
"Sucuk kardeşim 3 liran var mı param tam çıkışmadı da " telefonu suratına kapadım . Taksimetrenin 18 lira yazdığını biliyordum , bunun için açıköğretimden matematik okumaya gerek yoktu ; Serkan'ın günlük yevmiyesi 15 liradır .  15+3 = 4000 yıldır 18 ediyordu .

Taksiden indi. topuklarına bastığı ayakkabıyı tekrar giymeye yeltendi , dayısından aldığı kazak büyük , çalıştığı yerdeki ustasının verdiği pantolon küçük geliyordu . sürekli onu süzüyordum , saçları bozulmasın diye öpüşmedik sadece sarıldık.
"taksi  niye o kadar çok yazdı  seko "
"Benim manitanın evinin önünden geçtim kardeşim biraz yolu uzattım " dedi.

midem bulanıyordu , iki eliyle mohikan kestirdiği saçlarını düzeltti .

Kendimi tekele attım " Seko ne içersin kardeşim ?  "
" Bana behzat ç birası al " dedi. serkan 32 yaşındaydı , ben ise 21 . Ona kardeşim demem hoşuna gidiyordu. ikimize de tuborg aldım .

Muhafazakar bir mahallede ikamet ediyorduk , tuborg'lar zaman gazetesine sarılıydı . Serkan gazeteyi sıyırıp attı . Kendini böyle çağdaş hissediyormuş . Bu biradan 5 tane içse önüne gelene tecavüz edeceğini ikimiz de biliyorduk . Manitam dediği Nurhayat ablanın  evinin önüne gittik .  Nurhayat abla evlidir , biri lisede 3 çocuğu vardır . " Serkan yapma etme kardeşim bizi yaşatmazlar " dediysem de " Nurhayat'la sevişiyoruz " dedi. Pencerinin önünde 3 saat bekledik , serkan birasını içmiyordu . telefondan son ses yıldız tilbenin delikanlım şarkısını açtı . Nurhayat abla pencereye çıkınca ben saklandım . Serkan, birayı yere koydu  arkasını dönerek iki eliyle saçını düzeltti . Nurhayat ablanın göreceği şekilde birayı kaldırdı . Tuborg yazısı nurhayat'a bakıyordu . Tek dikişte içti . Nurhayat abla içeri girdi . Serkan ben duymadım kardeşim dese de içerden gelen ses belliydi
" Halim koş  ! geldi yine orospu çocuğu " . Apartmanın otomatları hızlıca yanınca Halim abinin bize doğru koştuğunu anladım . Serkan pencerenin demirlerine tutunmuş Nurhayat ablaya öpücük fırlatıyordu . Halim abi karanlığa doğdu . Ben kaçtım . Serkan da arkamdan geldi . Benden hızlı koşuyordu .  Ara sokaklara girerek izimizi kaybettirdik . Serkan nefes nefese " zilli  nasıl naz yapıyor ama " diyerek güldü..
telefonum çalınca korkudan hemen açtım  , babam arıyordu
"Sucuk ,şu tavuk fiyatlarını bir öğren . alalım da bitsin şu iş "
"Hangi iş ?"
"Adak adıyacaz dedik ya itoğlu ! ağzımın ayarını sikeyim "
Telefonu suratıma kapattı .

Halim abi ,serkanın parfümünü koklaya koklaya bizi buldu ,  atleti ve pijamasıyla köşeyi döndü . Serkan topukladı , ben durdum .

"Bir hafta dikkat etmesi lazım yoksa tekrar HAFIZASINI KAYBEDEBİLİR" ..

Bu son şansımdı . Halim abiye doğru koştum ...