28 Aralık 2012 Cuma

Alper Tunga ve Meraklı Saadet


Öğle üzeri saat 2'ye randevulaştık . Çok fazla vaktim yoktu , hemen berbere gittim . Saçımı kestirirsem daha yakışıklı olacağıma inanıyordum . En güzel gömleğimi ve en güzel pantolonumu giydim ,böyle özel günler için sakladığım siyah atkımı boynuma astım . Ayakkabılarımı pantolonumun arkasına silerek parlattım , Parfümü üzerime boca ettim . Evet bugün özel bir gündü, Saadet biraz önce aramış, benden ayrılmak istediğini söylemişti, neden yoktu . Artık yürümüyormuş . Sakin bir şekilde onayladım ama böyle telefonda olacak iş değildi ,"bir yerlerde oturup konuşalım" dedim . Kabul etti . 

Buluşunca sanki daha önce hiç sevişmemişiz gibi davrandı , saçımı bile fark etmedi. Artık eskisi gibi öpüşemeyeceğimizi düşünmek bile istemiyordum . Küfürlü fıkralara çok gülerdi ,hemen bir tane anlattım .duymamazlıktan geldi, aşşağılayıcı bakışları beni süzüyor, saçlarımı bir türlü fark etmiyordu . 
"Saadet" dedim. kafasını kaldırınca , masaya kapaklanarak ağlamaya çalıştım . Çok güzel ağlama sesi çıkarıyordum ama bir türlü yaş gelmiyordu gözümden ,elleriyle gözlerimi yokladı. Kuru olduğunu anlayınca . Masadan fırladı,çantasını toplamaya çalışırken kollarına yapıştım : "Saadet n'olur gitme " diye bağırdım . " kendini küçük düşürüyorsun bırak beni " dedi. Bıraktım ,masaya oturdum .Daha yanmakta olan sigaram olmasına rağmen yeni bir sigara yaktım .İnsan terk edilince ilk olarak bu akşam nasıl yalnız uyuyacağını düşünüyor . Bu akşam uyuyabilirsem gerisi kolaydı ,bir şekilde alışabilirim gibi geliyordu. 
Yüzüme bile bakmıyordu ,tam giderken " Benim adım ne? " dedim.  O kadar kısık sesle söyledim ki ben bile zor duymuştum ne sorduğumu . Sonra gitmek için bir kaç adım attı ,durdu . " senin adın sucuk " dedi. "Hayır o benim lakabım gerçek adım ne? " dedim . Şaşırdı bilmediği büyük bir gerçeği fark etti . Deli gibi merak ediyordu ."Bilmiyorum?" dedi. Cevap vermedim sigaramı içmeye devam ettim . Bir dakika kadar bekledi ,sonra gitmek için birkaç adım attı,durdu. " Senin adın ne ?" dedi. 
Bunun bir öneminin olmadığını belli etmek için sustum . Kadınlar  meraklıdır ve onlarla konuşabilmenin en iyi yolu susmaktır . Masaya oturdu çantasını masaya vurdu " Özür dilerim seni kırmak istemedim ama  bu büyük bir gerçek aylardır sevgili olduğum adamın adını öğrenmeye hakkım var diye düşünüyorum " dedi .  Onu gerçekten seviyordum ,ama sevilmeye layık bir insan değildi . Adımı yanlış söyledim . Şaşırdı . Bir şey söylemeden kalktı gitti.Ben de, Beni terk eden kadının Ice Latte'si ile Franbuazlı cheese kekini ödedikten sonra evime gittim saat akşam olmak üzereydi. Eğer bu akşamı atlatabilirsem gerisi kolaydı ,biliyordum daha önce çok terk edilmiştim . İlk akşamlar hep zor olmuştu .

Apartmana girince posta kutularının önünde Saadet'i gördüm,beni bekliyordu . Ben tekrar barışacağımız düşünürken sağlam bir tokat yapıştırdı . " İsmin de göz yaşların gibi yalan !!! Elektrik faturanda gördüm ismin Alper Tunga değilmiş!!!! " dedi. Çok seviyordum onu , ama salak bir kadındı Saadet . Beni 2.kez terk etmeye yeltendi,tam bir profosyoneldi . gitmek için bir kaç adım attı,durdu . " Peki ,sana neden sucuk diyorlar ?" dedi. Sustum, arkamı dönüp evime girdim .
Akşam " Saçların çok güzel olmuş :))))) " diye mesaj çekti . 
 Ben susacaktım,
o merak etmekten vazgeçene  kadar sevişecektik ,o buna layıktı. 

27 Aralık 2012 Perşembe

İtalyanların en sevdiğim yanı

İtalyanların en sevdiğim yanı İtalyan olmaları .

Karabasanı ,uzun cümleler ile açıklayan bilimin
Bizim bu çaresizliğimizi görünce, suçu hemen edebiyata atmasından belliydi
Hiçbir zaman haklı değildik ,çünkü
italyanların en sevdiğimiz yanı italyan olmalarıydı

adamın biri yanımda dünyanın yuvarlak olduğunu ispatlasa
ben tepsi olduğunu adım kadar iyi bilsem de
yemin ederim onun kalbini kırmazdım .
yalancı gülerdim ," kardeşime hemen bir çay getirin , " derdim .çünkü
italyanlardan tek beklediğim şey sadece" BONCORNOO " diyebilmeleriydi

bir gün bir italyan üstünde I LOVE NY yazan bir tişört ile gelse,
ben kendimi öldürecek gibi olurdum .
hiçbir zaman haklı değildik ,ama suçlu da değildik çünkü
italyanların hepsi dürzü.

23 Aralık 2012 Pazar

iyi bok yedim


suratım büzüştü,içim burkuldu ,özdemir asaf gibi bir şey oldu ,ölmek gibi bir şey oldu . Ağlayamadım , ağlasam yaprak kıpırdardı , pastırma yazı başlardı ,balkanlardan baş sağlığı dalgası gelirdi . Fön rüzgarları sadece saçımı sevindirirdi. Ağlasam, deniz okyanusu kıskanır gider hıncını göllerden çıkarırdı, ama  hazar gölüne  sadece laf atabilirdi . Ağlasam halk ekmeği kuyruğunda insanlar tatlı bir muhalefete başlarlardı , hayatında ilk kez okulu kıran bir çocuk akşam annesinin yüzüne bakamazdı , ağlasam 97 senesine geri dönerdim her şeye en baştan başlardım , ağlasam karakollar gerçekten karanlık olurdu ,karakollar gerçekten karanlık yerlerdi. ama eğer ağlasaydım duvarları beyaz olmazdı , ağlasam en güzel müzik türü diye bir şey olmazdı ,insanlar müzik diye şiir dinlerdi , nazım hikmet arabesk yapıyorsa , cemal süreya fantezi yapardı . Ağlasam mahallemden çöp arabası tam uyuduğum saatte geçmezdi ,kapımı çalardı müsaitsem geçerdi . Ağlasam komşumuz iran değil  italya olurdu , aramızda bir denizin lafı olmazdı ,italyanca bonsuar derdim onlarda aleyküm selam derdi ,yine biz kaybederdik. Ağlasam hepimiz militan olurduk , yer altına girerdik , osmanlının unuttuğu lağımcılarla karşılaşırdık ,hal hatır sorardık sonra içimizden en devletlisi tokat atardı önüne çıkana "neden viyanayı alamadık neden ? " derdi tam ağlayacaktım ama ağlayamadım . Ama ağlasaydım kitapları, süper marketlerde 2.5litre kolanın üstüne koli bantıyla yapıştırırlardı . ben gider satın alırdım . kolayı içmezdim , kitabı okumazdım ,ona "kimi seviyordun bir daha söyle ?" derdim . tam cevap verecekken koli bantıyla ağzını bantlardım . Ağlasaydım bıyıklarımı keserdim, müdür lisesine buyur ederdi . dersimi dinler  sonra büyük adam olurdum . Ağlasaydım bütün sevgililerim de beni severdi. Ağlasaydım adriyatik gibi havalı isimler hep yanımızda olurdu . Ağlasaydım en güzel arkadaşım "ne güzel konuşuyorsun " derdi. Ağlasaydım sen " ne güzel konuşuyorsun " derdin . Ağlasaydım ben " bir sik anlamıyorsunuz " derdim . Ama ölmek gibi bir şey oldu özdemir asaf evin salonuna geldi "neden ağlıyorsun ?" dedi.

ağlasaydım sanki biz, bir olacaktık . ağlamadım

13 Aralık 2012 Perşembe

Cengiz'i tanımıyorsanız geç kaldınız,öldü.


Öylece duruyorduk . hayatımızın, gözümüzün önünden geçtiği bu filmde yapımcılığı cengiz ile paylaşmak benim için onurdu..  kardeş değildik. aynı mahalle, aynı okul ,aynı şehir dahil hiç bir ortak yönümüz yoktu . "olmaması için ellerinden geleni yaptılar " dedi.  aklımdan geçenleri mi okuyordu?. 
" ne dedin anlamadım " dedim. uzun süre susunca korktum ,  aklımı okuyan bu adam x-men değilse adı batsın bir üç harfli olabilirdi. uzun süre korktum .onun hakkında kötü bir şey düşünmemek için kafamda  çarpım tablosunu 2x1=2 den başladım . "1x1=1 den neden başlamadın ? " dedi.  haklıydı . 
"kusura bakma cengiz, 1 etkisiz eleman olduğu için ordan başlamadım "
" doğru konuş lan ! allah 1 dir ,o da mı etkisiz? " diyip bir tokat yapıştırdı . ona karşı mahçuptum , müebbet yanlızlık cezasına çarptırılmış birisinin dogmasıyla istemeden dalga geçtiğimi düşündüm .
" öyle düşünme sucuk seni çok severim sen bir tanesin " dedi. 
"cengiz n'olur aklımı okuma kardeşim yeri geliyor kafamda angela merkel ile nasıl seviştiğimi düşünüyorum  " dedim . 
"ulan o kadın 75 yaşında değil mi lan ? pislik herif " dedi, midemiz bulanmıştı , cengiz yine beni yanlış anlamıştı ,onunla en ufak bir ortak yanımız yoktu ,ancak insandı , bizler insandık sonuçda .
" cengiz ne diyorsun ulu orta ? ben onun gençliğine tecavüz ediyorum 1973 deki haline " dedim.

sonra sustuk , aklıma angela merkel düştü, sene 1973. cengiz bana bakıp hafif güldü, göz kırptı , ben utandım .yalnızlık sadece cengiz'e mahsustu , yalnızlar sevimlidir, en boktan espriye gözlerinden yaş gelene kadar gülerler  ,ayrılırken  "görüşürüz kendine iyi bak" dediğiniz zaman  kendilerine iyi bakarlar ve mutlaka görüşürsünüz, yalan söylerler , sizle bir kez daha görüşebilmek için çılgınlar gibi yalan söylerler , bu hayatta ne yapmışsanız yalnızlar da onları yapmıştır . tek farkınız vardır ; sizler bunu yaparken kendinizi mutlu ederken , onlar sizi mutlu etmek için yaparlar . bahçenizde kemik atmanızı bekleyen, golden köpeğinin dile gelmişidir yalnızlar .. korkmayın hiç biriniz yalnız değilsiniz. yalnız olan cengiz . 

"sahi sen neden ceza yedin ? " dedi. 
" yanlış anlaşılmaktan müebbet yedim kardeşim " dedim .  

hakim girince ikimizde ayağa kalktık , cengiz hakime bakıp gülümsüyordu . hakim :
"çocuklar hazır mısınız? " diyince cengiz bir kahkaha patlattı . soru kalıplarına kahkaha atacak kadar yalnızdı cengiz.
" hakim bey nasıl oynanıyor bu oyun ? " diye sordum . 
" sen benimle alay mı ediyorsun ne oyunu ! cezaevinin kurallarını yerine getiriyoruz, ikinizden birisi bu dünyaya gereksiz fazla . çok fazla yalnız var .cengiz'in ölmesi lazım . ayrıca ...şey ...sen neden ceza yemiştin sucuk?" dedi hakim 

" hakim bey yanlış anladınız oyun derken öyle demek istemedim rulet diyince bende şey sandım kusura bakmayın " dedim , hakime karşı mahçup oldum . 
"uzatma be adam neyden ceza yedin söylesene? " dedi  .
" yanlış anlaşılmaktan müebbet yedim hakim bey " dediğimde cengiz bir kahkaha daha attı. 
hakimin fazla zamanı yoktu eline makineli tüfeği alarak kuralları kısaca açıkladı
"evet arkadaşlar kurallar çok basit rus ruletinin aynısı ancak bu silahla oynanıyor , bunun adına kazanan rulet diyoruz .şimdi 1. kim başlamak ister " dedi. 

"hakim bey " diyerek ayağa kalktım . " 1 etkisiz elemandır cengiz kardeşimle beraber 2. olmak isteriz " dedim . hakim sinirlendi ,bize ayıracak fazla zamanı yoktu . " çok biliyorsun sen . başla lan " diyip tüfeği elime sıkıştırdı 
yanlış anlaşılmıştım ,mahçup oldum . makineli tüfeği alnıma dayadım .

tetiği çekince bir alkış kıyamet koptu , cengiz ölene kadar güldü. 

kazanan ruletinde 1. olmuştum  , 1 etkisiz elemandı.

6 Aralık 2012 Perşembe

Sosis ve Sucuk


Sosis: " Bugün sabah 7 de uyandım . Üzerimde hafif bir uyku vardı ama yüzüme vuran güneş sağ olsun günün kaçmak üzere olduğunu hemen hatırlattı , ılık bir duşu 3 parça şarkı söyleyerek bitirdim . Kahvaltımın hazır olduğunu sahanda yumurtanın organik kokusundan anladım. Hep rafadan yerim . Ezgi'nin hazırladığı kahvaltılara bayılıyorum. Tek gram kalori aldırıcı ya da yağ olan bir şey yok ama bütün kahvaltılıklar o kadar lezzetli ki. Bir insan sabahın 7.21'inde bu kadar güzel ve mutlu olabilir mi? Ezgi öyle işte ,benim kahvaltı edişimi seyre dalar sanki bundan haz duyarmış gibi gözlerinin içi gülerdi. saat 8 olunca sabah sporumu yapamadım. Söylemesi ayıptır Ezgi sabahları pek rahat durmuyor biraz oynaştık . Gazetemi okuyup hemen evden çıktım , aslında birazda heyecanlıydım yeni arabamı trafikde ilk defa kullanacaktım . Çok benzin yakıyor dediler ama şu yeni aldığım ihale ile böyle dertlerimin pek olmadığını söyleyebilirim . Gerçekten otomobil inanılmazdı işe gitmek için yolu uzattığıma hala inanamıyorum."

Sucuk gizlice okuduğu sosisin günlüğünü masanın üstüne geri bıraktı . Ezgi bir bardak su ile salona geri döndü . Sucuk hüngür hüngür ağlayınca bir bardak suyu çok görmemişdi . Ezgi :

"Beni nerden buldun Allahın belası " dedi . Kızgındı
" Hani lan lezbiyendin kahpe? " 
"Bu seni ilgilendirmez bırak artık yakamı sucuk defol evimden " dedi. 
"  demek organik kahvaltı ha ! ben senin için 3 yıl bayat poğaça yedim allahsız ! bu adama bir gün versene şu bayat kıymalı poğaçadan yine seni seviyor mu görelim!!" 

Ezgi ayağa kalktı ,eliyle kapıyı gösterdi  gözleri doldu. Sucuk onun ağladığını göremeyecek kadar çok seviyordu onu . kapıya yönelirken onu son kez göreceğini biliyordu . arkasını döndü :

" Sosis'e söyle sabah sporunu ihmal etmesin mutlaka yapsın " dedi ve gitti. 

29 Kasım 2012 Perşembe

-5 derece


ezgi pastahanesinin sigara içilmeyen kısmına oturdum,çünkü  kız orda çalışıyordu . bekledim 
"var mı çay içen " dedi. 
"ben içerim zahmet olmazsa" diye bağırdım . onun dışındaki herkes bana baktı .kahvelere oy toplamak için gelen milletvekili adayları gibiydim ama sadece çay ve kızın bakışlarını istedim . bu sahne 6 kere daha tekrarlandı . 6 bardak çay içtim , tek dal sigara içmedim . 

insan gururunu 1 bakışa satabiliyor demişti çok eski bir arkadaşım , eski bir arkadaşım olduğu için sözlerine pek değer vermezdim . "doğru diyorsun hafız " derdim bozulurdu.. babası hafızdı , o ateist..  

gururumu 1 bakışa satıyordum , pastahanede insan en fazla ne kadar vakit geçirebilir ? 4 saattir ne için orda olduğum çok belliydi. dükkanı kapatmaya yakın herkes kalktı , ben herkesin gitmesini bekledim . herkes gidince koluna yapıştım :
" seni tanımıyorum ama yoluna canım feda" dedim 
ağzını küfür etmek için açdı . ama -5 derece havada ,ağaçda mahsur kalmış bir kedi kadar kurtulmaya muhtac olduğumu gördü. bana acıdı . bana acımasını istiyordum gururum pastanenin dışında kalmıştı
" beni tanımıyorsun yolum çok farklı " dedi. 
" senin için bu iğrenç poğaçalardan günde 5-10 tane yiyorum , yine yerim . bak çay içtim tek dal sigara içmedim yine içmem! her gün 2 saatlik yoldan geliyorum  ,her zaman gelirim!... ben böyle fedakarlığı kendim için bile yapmadım,ağlasam gözümden çay akar ..benim yolum bu pastahanede bitti  " dedim . 

22 yaşındaydım lezbiyen dedikleri zaman ağlardım. gözlerimden çay akardı.

27 Kasım 2012 Salı

angry birds


2010 senesiydi , gününü hatta ayını hatırlamıyorum . üstümde ince bir mont , havada kalın bir soğuk vardı .
biraz kafelerin olduğu sokakda dolandık . ince montum kopmak üzereydi.. titreyen bir erkeğin sözleri değer taşımaz kadın meclisinde ! diye düşündüm . üşümemeliydim ,üşüyenlere saygı yokdu ..
kapısında aile salonumuz mevcuttur yazan bir kafeye girdik . o franbuazlı sıcak latte kahve  istedi , ben de adı ona yakın bir içecek ve kül tablası istedim . 

İçecekler gelene kadar ,o telefonundan angry birds oynadı .kızgın kuşların  sesinden tanıdım . ben sigara içip  giydiği ince penyeyi inceliyordum .  çok yakışmışdı . garson masaya iki tane rengarenk ,maytaplı içecek  bıraktı . konuşmak için maytapların sönmesini bekledik ,şölen gibiydi..

" aşkım , geçen gün iş başvurusu yaptığım yerden aradılar " dedim 
" ne dediler ? " dedi. 
" adımı sisteme kaydettirmişler , lazım olduğum zaman arayacaklarmış " dedim .

kafasıyla anladım işareti yaptı .. elini tekrar telefona götürünce 
" sikerim angry bird'ünü lan laf konuşuyoruz burda ! " diye bağırdım . telefonu masaya koydu.
yüzüme bakmadan  "bak Sucuk! " dedi... gözlerimi ona diktim ve hafif tebessüm ettim 

ben gözlerimi ona dikince ve hafif tebessüm edince  genelde sevişiriz , bana aşıkdı ...

sevişmedik . yüzüme bakmadan devam etti " buraya seninle konuşmak için geldim ,bu iş buraya kadar bitti"dedi
nasıl diye sormadım ama merakda ediyordum açıklamasını yaptı : 

" sana tutuldum okulumu yaktım , peşinden sürüklenirken hayatım kaydı ,yıllarca sen bir baltaya sap olacaksın diye bekledim ama umudum yok artık ,bu iş buraya kadar ben gidiyorum " dedi

masadan kalkarken elinden yakaladım ,göz göze geldik
gözlerimi ona diktim ve hafif tebessüm ettim.


26 Kasım 2012 Pazartesi

Ezgi Pastahanesi


saat akşam 10 sularıydı ..sular durulmazdı nehir değil, deniz hiç değildi ... pastahaneden 2 tane kaşarlı poğaça aldım , hafif bayattı ... patatesliler  tazeydi ama ben  kaşarlı aldım, çünkü bayat poğaçayı daha çok severim .

çarşının arkasındaki çay bahçesine oturdum. saat  10'u en fazla 5 dakika geçiyordu... kimse yoktu 
bir kupa bardak çay istedim . poğaçaları açtım çayı beklemeden yemeye başladım , yanıma yaşını tahmin 
edemiyeceğim ama pek yaşlı gözükmeyen bir kedi geldi ,ilk başlarda  poğaçayı yerken beni izledi sadece .
sonra işi işgüzarlığa döktü , bacağıma sırnaşmaya, miyavlamaya başladı . bir parça kaşarsız kısmından koparıp
attım .bayat olmasına rağmen yedi , hoşuna gitmiş olacak ki yine geldi . biraz daha attım . ben attıkça geliyor
doymak nedir bilmiyordu , önüme bir baktım 2 tane poğaçanın neredeyse 1 ini kediye atmışım. yine gelip miyavlayınca " siktir ! " diye bağırdım .
 kedi kaçtı . yüksek sesle bağırdığım için arka masadaki hayvan sever ablalar bana ; hayvana yaptığım zulümden ötürü tiksinerek bakmaya başladılar.  poğaçanın birini verirken 
hiç biri bakmıyor , boş insan dertlerini tartışıyorlardı  ..çayı içtim üstüne sigara yaktım .sonra daldım gittim uzaklara  tabi, çay bahçesininde fani insan dertlerine karıştırdım kendimi 
, kedinin kucağıma atlamasıyla kendime geldim .karnı doymuş olacakki atlar atlamaz mayıştı , uyudu . rahatı bozulmasın diye pek fazla kıpırdamadım ,çay buz gibi oldu . ama alaska değil, kutuplar hiç değildi. .
sonra ben de uyumuşum ....

telefonun sesine uyandım . cebimden çıkarsam mı diye düşündüm .  sonuçda kedi vardı,uyuyordu . arayan Ezgi olabirdi " Sucuk , arkana bak ben geldim sana sürpriz yaptım" diyip gerçekten arkamda olabilirdi... 

önce arkama baktım kimse yokdu. sonra telefonu çıkardım ,kedi kucağımdan düştü, düşünce hayvan severler ayaklandı .telefona baktım arayan Fuat'dı . açtım , dayısının oğlu askere gidecekmiş onu uğurlamak için bir gece tertip etmişler bende biraz para varsa ona verecekmişim dayısının oğlunu kerhaneye götüreceklermiş.
"param yok " dedim , inanmadı . hayırlı teskereler diyip telefonu kapattım . 

(okuma hızını burada düşür sevgili okur)

son kez arkama bakıp masadan kalktım . saat 10'u en fazla 1 saat geçiyordu . 

Bayat poğaçaları bana kakalayan tezgahtar kıza aşık olalı tam bir saat olmuşdu ..doymamıştım. 
"pastahanedeki patatesli poğaçalar da bayatlamış mıdır" diye düşündüm.

 Ezgi Pastahanesinin yolunu tuttum. 



23 Kasım 2012 Cuma

bir düşün , bizler insanız sonuçda


"Ben de aşık olmuştum senin yaşlarındayken " dedim . aradan 1 saat geçti geçmedi:
"Yalan söylüyorsun" diye çıkıştım kendime .İnsanın kendine çıkışması bu dünya'nın fani olduğunun en büyük kanıtıdır . Bir insan kendine yalan söylüyorsun der mi ? ben dedim . çünkü yalan söylüyordum.

Nasıl oldu  ya da ne zaman oldu ?
ellerim ayaklarım söz dinlemez, gözlerim günahtan kaçarmışcasına korkar ,
 mantığım kalbime  "yoluna canım feda" der  oldu?

ali ağaoğlunun kominizmi sevdiğini düşün . hepimiz kuluz sonucda . benim seni sevdiğimi düşün  
ben düşünemiyorum : seni seviyorum . 

adını bilmiyorum ama yoluna canım feda ! 


21 Kasım 2012 Çarşamba

Baksa Halbuki .


mozart ,ben ve nelson mandela aynı kaderin sillesini yemiş adamlarız
bizler önem teşkil ederiz ,önünden geçtiğimiz tabaka ceketini ilikler
ama dedik ya kader . aynı kızı sevmişiz aşk bu!
kızamıyorum kader arkadaşlarıma.
kız da işveli öyle güzelki ....


önce ben cesaret ediyorum bir çay içeriz bahanesi ile ilişiyorum yanına
kafasını bile kaldırmadan geçiyor yanımdan
mandela koşuyor arkasından hak diyor eşitlik diyor ben siyahım diye neden bu ayrım bu kelam diyor
ama kız mandelanın siyah olduğunu bile anlamıyor . geçip gidiyor
mozart yazılıyor arkasına mızıkası da elinde
tamirci çırağını çalıyor kızın arkasından bir yandan da kalçalarına bakıyor ..
kız dayanamıyor dönüyor, yapıştırıyor küfürü" SİKTİRRRR GİTTTTT SİKTTİİİRRRRR!!!"
mozart'ın umrunda değil "Ustamaaaa dedimkiiiii giymeeeyiiim tuluummmlarrrııııııı "  devam ediyor
kız baktı olmuyor yapıştırıyor  bir tane bizimkinin suratına.Mozart tokatla değil ama utancından kızarıyor

sonra yanımıza gelince omzuna vurup teselli ediyoruz hep beraber giden kızın kalçalarına bakıyoruz..
kafam mozart'a takılıyor " oğlum kız küfür edince neden dönüp gelmedin? " diyorum
mozart " duymamışım abi " diyor.

8 Kasım 2012 Perşembe

Eski Sevgiliye Mektuplar


Merhaba Sevgilim ,geçen yazdığım mektuba bir cevap yazmadın ,ondan öncekine ve ondan öncekilerede .

tamam haklısın .mektup yazmış olsan :  "biz  sevgiliyken ankaragücü 4 büyüklere kök söktürüyordu o zamanlar,..üniversiteye giriş tek sınav üzerinden yapılıyordu  ...benzinin litresi 3 lira 16 kuruştu . biz sevgiliyken eurovision'a ön elemeye katılmadan giriyorduk sertap erener ablamızın sayesinde ,sigaraların üstüne " sigara içmek öldürür" yazılmıyordu daha" ...diyeceksin bana 

biliyorum , şu saatten sonra ne benzin 4 liranın altına düşer ne de sen tekrar geri dönersin  .. 

zaten ben de geçenlerde bir kız ile tanıştım !!! yani tam tanışmadım da erkan abiler görmüş ,çarşıdan geçerken beni kesiyormuş sürekli ..en geç haftaya kadar tanışırım .. tabi kızım bize tav olan çok !!

neyse konuyu dağıtmayayım şey diyecektim ben : eski mahalleden taşındık toki girecekmiş oralara ,biraz çarşı tarafına doğru yeni mühidim .. 

hani  bir gün dönersen  çarşıda kime sorsan gösterirler .


gözlerinden hasretle öperim. Sucuk .


22 Ekim 2012 Pazartesi

Ben Sıhhıye Köprüsünün Altıyım (Şiir)





                                        Ben onu dünyalara değişmezdim  
                                        O ise 10 liradan pahalı bütün  çikolatalara değişirdi beni.
                                        Beraber takılırdık,sürekli öpmeye yeltenirdim.
                                        
                                        Beraber  mekanlara  gidişimizde  
                                        Masaya sadece bir tabak biftek , bir tabak suşi , bir tabak pasta
                                        Ve bol miktarda çay gelirdi..ben her zaman yemiş kadar olurdum
                                        
                        
                                        Ben sıhhıye köprüsünün altıydım ,O bilkent köprüsünün üstü..
                                        Geri kalan her şey için Master Card .


                      

            ( sıhhıye köprüsünü ve bilkent köprüsünü ankara'lı bir tanıdığınıza sorun :) )                                        
                                         
                                         
                                      

21 Ekim 2012 Pazar

Deli





Profesör Mümtaz teker teker oturanların suratlarına yaklaştı,yüzlerini inceledi ...Kimsenin hatırlamadığını anlayınca koltuğuna oturdu biraz düşündü sonra o dağ gibi adam elinden elma şekeri alınan çocuk gibi hüngür hüngür , hıçkıra hıçkıra ve bu tarz ikilemelerin bol olduğu şekilde ağladı ...Profesör Mümtaz'ın kankası Brütüs hemen hocanın  yanına koştu ..
" Hocam Hocam ! neden ağlıyorsunuz ?,n'olur yapmayın !"

" Allahsızzlaaaarrrr , Çikolatasızlaaaarr " diye haykırdı ve ekledi :

"Bugün benim ölüm yıldönümüm! Hiçbiriniz hatırlamadınız lan ben koskoca Çikolata Profesörüyüm" dedi  ve cebinden bir tane ülker çokonat çıkarıp yemeye başladı ...

Profesörün bu sözlerini duyunca kanım dondu! Sanırım aklımı kaçırıcam sevgili okur..Nasıl olur ? Öleli 17 sene olmuş Profesörün ve hala ölüm yıldönümü kutlamak istiyor ..

Damat İsmail Paşa da benim kankamdır ...Çok duygusal bir kardeşimdir aynı zamanda...Dağ gibi profesörün ağladığını görünce dayanamadı bana işareti çaktı hemen kalktık ..Hemen cenaze namazına başladık ...Mümtaz Hocam bu sürprizi görünce çok sevindi...Ben Damat İsmail Paşanın yanağına bir öpücük kondurdum ...Canım kardeşim nasıl da duyarlı ...Has adamdır ,boş adam da değildir ! sohbetine doyum olmaz .

Geçen nasıl damat ünvanını aldığını anlattı : Bunun amerika kıtasını keşfeden Amerika Vespuçi ile bir arkadaşlığı varmış yani tam değil de uzaktan,arkadaşının arkadaşıymış...ama bizim İsmail Paşa ,Amerika'nın kızı Brezilya Vespuçi'ye yanıkmış ..Bir gün  yaptırmış çikolatasını çiçeğini gitmiş istemiş kızı ..kızın da gönlü varmış bizim damatda ...Ama gel gör ki kızın yavşak abileri Arjantin Vespuçi ile Kanada Vespuçi bir güzel hacamat etmişler benim kankamı ...

Ne güzel hikayeleri vardı Damatın ..benim hiç böyle kızlı ortamlarda işim olmadı hep savaş hep savaş...Ben buraya gelmeden önce bombaydım ...Ama öyle direk dalan cinsten değil soğuk savaş bombası ... Göz dağı verirdim benim görevim buydu ..ama Atom bombası da çok yakın arkadaşımdır yani hava atmak gibi olmasın ;) lisede sıra arkadaşıydık ..tabi o okudu önemli yerlere geldi biz okumadık ..ama çok şükür soğuk savaş felan derken ekmeğimizi kazandık ..

Profesörün keyfi yerine gelince herkes keyiflendi,sohbet koyulaştı ...Hastanede bir gün de böyle geçti..Gece olsun herkes uyusun İsmail paşa ile Adolf Hitler'in bıyığını kesecez ! eee azcık da gülelim :))


16 Ekim 2012 Salı

O gün geldiğinde sen kim olacaksın ?


O güne kadar hep reenkarnasyona inandım ! Çünkü bu kadar büyük yalnızlığımın başka bir açıklaması olamazdı .Mutlaka bütün insanlar diğer hayatlarından tanışıyor olmalılardı!

Ben ise Robinson Crusoe olmalıydım.

"O gün" geldiğinde ben kıyamet kopacağını ya da öleceğimi tahmin ederdim..

O gün Elinde 2 simitle bir kız geldi ...simitlerin sarılı olduğu gazeteden tarihe baktım ,3 kasım 2012 Günlerden:

 "Cuma"....

15 Ekim 2012 Pazartesi

halinden göçenler anlar

Merhaba .

Memur bey şuan elinizde tuttuğunuz mektup bir intihar mektubu değildir lütfen okumanızı bitirdikten sonra katlayınız ve cebinize koyunuz , intihar mektubum yatak odasındadır ben bu mektubu bizzat size yazdım ..

Hayatda olduğum süre içinde her şeyi denedim ; okumayı ,çalışmayı , sevilmeyi , aşık olmayı , mutlu olmayı , arkadaşlarını güldüren komik bir adam olmayı , başarılı olmayı , aile kurmayı , memur olmayı , sorumluluk sahibi olmayı , çarşamba günleri eski dostlarımla buluşup bir iki kadeh bir şeyler içmeyi , yabancı bir dil öğrenmeyi , , kötü alışkanlıklardan arınmayı ,zengin olmayı ..

ama olmadı , hangi işe elimi attıysam kuruttum , allahın lütfu bir çirkinliğim , yine kader kısmet diyebileceğim fakir bir çocukluğum var .. sevgilim , akrabam ya da 48 saatten uzun çalıştığım bir işim olmadı . bari dedim bir yol gösteren beni çekip çeviren bir arkadaşım olsa şuan havada asılı duran bedenimi görmek zorunda kalmazdınız...

genç birisi olmalısınız , ceset kokusundan rahatsız olan komşum Menşure teyze sizi aramış olmalı ...böyle önemsiz bir ihbara emniyet güçleri çaylakları gönderir ...tahmini benim yaşlarımdasınız , jilet gibi üniformanız ve sakal tıraşınızla ne kadar da görkemlisiniz memur bey ...bakmayın şuan kendimi astığım için kötü birisi gibi duruyorum ama aslında iyi birisiyimdir dediğim gibi allah yürü ya kulum demedi bana

benimle arkadaş olur musunuz memur bey ? durun ! cevabınızı hemen vermek zorunda değilsiniz , ben sizi gittiğim yerde bekliycem :)


                                                                                                 Sucuk Sucukoğlu

9 Ekim 2012 Salı

2+2=5


"ne kadar yalnızsın Sucuk?" diye sordu .  

daha cevap vermemi beklemeden suratıma tükürdü .. haklıydı suratına tükürülecek kadar yalnızdım. koskaca üniversitede yaz okuluna istatistik dersi almak için gelen benden başka öğrenci yoktu ...zaten bu sıcakta çekilecek eziyet değildi

ıslak mendille suratımı temizlememi istedi , öyle yaptım ... devam etti öfkesini kusmak için ağzına bir parmak attı :

" şuan tek derdim : antalya'nın bakir kız girmemiş koylarının birinde ; ayaklarımı yakan kızgın kumlar olabilirdi, mp3'ümden gün boyu Sentence , Pantera ve Anathema yükselebilirdi , güneşin altında sadece 1 tane tuborg kırmızı içip  sarhoş olabilirdim , denize işeyebilirdim , kızlara laf atabilirdim , ayağımda parmak arası terliklerim , üzerimde kemeraltından aldığım mayom , burnumda 50 faktöriyel güneş kreminin kokusu olabilirdi !...." 

"ama bunun yerine yaz okuluna geliyorum neden ?  çünkü salağın biri  başarılı olduğu halde benim dersimi tekrar yaz okulunda almak istedi ! bu dersten nah geçersin artık !!! naaah !!" 

arkasını dönüp ilerledi ...hala söyleniyordu  

aslında haklıydı , başarılıydım hatta notum da çok iyiydi ..

"Gurur  Hocaam " diye bağırdım . arkasını dönünce fırsatı kaçırmadan  :

" hocam Braga'ya deplasmanda yapıştırır mıyız ? " dedim .

" o Amrabat'ın amına koyayım  defansa gelmiyor şerefsiz " dedi. 


dediği doğruydu ....çok yalnızdım  hayatımın en güzel yazı olacaktı .



                                                                                          Onur Doğan'a ithafen.

7 Ekim 2012 Pazar

21 yıllık secerem




Kitapda yazıyordu ,anlamadığım kadarını anlatayım. 

içlerinden en akıllısı sordu :
"bu hayattan ne olarak göçeceksin? "

çıplak olarak geldiğim bu dünyadan  lacoste'larımla  göçeceğim! dedi içlerinden en umutlusu . 

herkes çıplak doğmuyor dedi içlerinden en umutsuzu. bedenine göre ölçülmüş bir hayat biçiyor terzilikten emekli anne ve babalar. sanki yaptıkları seksten utanıyormuş gibi. 

telefon rehberinde kayıtlı olan isimleri sadece bir kez görmüş olsan en az 400 insan görmüş olursun ama Allah benim telefon rehberimde yok dedi. içlerinden en matematikçisi .sanki bütün putperestler hasmıymış gibi 

seni seven insanlarla seni sevmeyen insanlar karşılaşsa mutlaka itilaf devletleri kazanır dedi. içlerinden en yalnızı , sanki yavuz ve midilli gerçekten arkadaşıymış gibi .

sen salaksın ! sen salak kalacaksın !  dedi . içlerinden en çalışkanı . sanki salaklık zannettiği denizlerin dalgasında boğulmakdan korkmuyormuş gibi

yok olacaksın , kaybolacaksın , yenileceksin dedi . içlerinden en başarılısı . sanki başarılarını terzi anne babasının elinde çıkma bir hayatdan ibaret değilmiş gibi

içlerinden birileri çıkıp sürekli bir şeyler dedi.. sanki bu hayat onlarınmış gibi.

içlerinden en salağı olarak cevaplıyorum :

demleme çay kadar değeriniz yok gözümde.

23 Eylül 2012 Pazar

Belgesel : Anadolu Aslanı


Haydarpaşa garından çıktığımızda yalçın 
"Yenecem seni istanbul!!" diye bağırması beni pek ilgilendirmedi, çünkü benim tek amacım nazlı'yı yenmekdi..Yoksa istanbul ve onun bütün eşi dostu akrabası ile bir alıp veremediğim yokdu..
Normalde bu kadar kindar olan ,hayatında ilk defa gördüğü bir manzaraya 40 yıllık hasmıymış gibi davranan yalçın ile yola çıkacak adam değilimdir.Ama gel görki benim ön yargılarım yoktur , bu kadar büyük kirli bir şehrin beni tek başıma yutma olasılığına karşın yanıma yalçın'ı aldım.
Benim hikayem olmasına rağmen yalçın'ın öfkelenmesinin nedenini biliyorum! aslında bunu yaşayan 7 milyar insandan 6 milyar 980 milyonu ( dünyadan bir haber kabile ve yamyamları çıkardım ) biliyor! Para...
Ona sorsak burjuvazinin altında kalmış bütün emekçi fakir halkı temsil ettiğini söyler ezberlediği kadarıyla....
gözleri uykusuzluktan kıpkırmızı olmuş bu Anadolu aslanına da herkes inanır. ama ben inanmam ! çünkü odasındaki 2010 model Porsche posterini gördüm, pazarda satılan çakma Lacoste'ların da en büyük alıcısı olduğunu biliyorum.
Yani yalçın istanbul'u -sözde- yense bile beni yenemez !

Bu meşhur film karesini yaşadıktan sonra derin bir boşluğa düşen yol arkadaşım,can yoldaşımı sigara tutarmış gibi yaptığım elimi 2 kere dudaklarıma vurarak hayata döndürdüm. hemen 2 kısa viceroy çıkartıp birini bana uzattı ...
Sigarayı tahmini içme süresi 3 dakikadan uzun değildir, yani ne yapacağımızı,nereye gideceğimizi kararlaştırmak için tam 3 dakikamız vardı.

Bu 3 dakikada ben nazlı'yı düşündüm ,ayaklarıma kapanacağı anı,benden af dileyeceği anı düşündüm.tam suratımda porno starı edasıyla takındığım gülümsememle "siktir git" diyecektim ki sigaram bitti...Yalçın'ın da ne yapacağımızı düşünmediği kan çanağı gözlerini benden kaçırmasından belliydi..Yaşadığımız bu olayı acemiliğimize vererek kendimize bir şans daha verdim . elimi yine dudaklarıma vurdum. daha yere indirmeden can yoldaşım , kader ortağım  avucuma bir dal kısa viceroy daha bıraktı .aynı anda yaktık sigaralarımızı ..

yine aklım nazlı'ya kaydı.. nasıl terk ederdi beni? şimdi evleneceği o şerefsizin 2 arsası bizim aşkımızdan metrekare olarak daha mı büyüktü?..tam bunları düşünürken yalçın lafımı bal ile kesti 
" ben bu sigaranın anasını sikeyim "
 ..istanbuldan sonra sigara ile kapışan yoldaşıma baktım
" ne oldu ?" .
 " hemen bitiyor bu yavşak sigara " dedi...sigaraya karşı yalçın'ın yanında yer almak için daha en az 3-4 fırtı olan sigaramı yere fırlattım ." haklısın kardeşim " 

sigara yakmasak bile benim aklımın nazlı'ya kaydığını farkettim . yalçın tıpkı bir anadolu aslanı gibi koşarak gözden kayboldu ...2 dakika sonra avını kapmış şekilde yanıma geldi . ben hiç bir şey demeden yeni aldığı paketi açarak 2 tane uzun viceroy çıkardı . bu sefer elimi sigara içmek istemediğimi anlatmak için kaldırdım .
o şerefsizin denize nazır arsalarının  benim aşkımdan metrekare olarak daha büyük olduğunu anlamak için haydarpaşa garının önünde 7 dakika geçirmem yetti, bu şehirde ben kötü adam bile olamazdım.

"nazlı da ve nişanlısı da allahından bulsun!" diye mırıldandım

yalçın beni duydu . beni gaza getirmek için istanbul'a bir iki küfür daha salladı ...ona hiç itibar etmem ama anlayışlı çocuktur çok fazla uzatmadı.

" hadi gel bilet alalım , Anadolu aslanının yeri anadoludur ! " diye bağırdım! .ensesine şaplak atıp kaçtım. gişelere kadar yarıştık

yalçın, 7 dakikada  istanbul'a dersini verip dönüyordu, mutluydu , heyecandan uyuyamadığı gözleri huzura kavuşmuştu ..

morali bozulmasın diye anadolu aslanlarının yıllar önce tükendiğini söylemedim. 

17 Eylül 2012 Pazartesi

Kolaylı


Merhaba sevgilim . merhaba gün aşırım , hatasız kulun en çok merak ettiği günahım ,herşeyim. merhaba.

Bugün sana Kolaylı Dinlenme Tesislerini anlatıcam . Dur hemen okumadan  ağız burun bükme , yine bu çocuk ne tür delilikler peşinde deme ...neyse :

Önce Kolaylı ile nasıl tanıştım onu anlatayım . 
      
     2005 sonbaharına yeni girmiştik ,sonbaharı cümlelerde  kullanamayacak kadar sıcak bir hava vardı . Yine bir şehiri terketmek için otogarda ucuz bilet arıyordum . kendimi simsarların en cana yakınına teslim ettikten sonra izmir otobüsünün 33 numaralı koltuğuna yer buldum ...33 numaralı koltukların nasıl fakir koktuğunu başka bir mektubumda anlatırım sevgilim konuyu dağıtmayayım . 
bir şehri terkederken insan çok yorgun oluyor , bütün güzel anılarını ,iyi insanları,seni seven ve sevdiklerini unutmak için uyumak istiyorsun . Ben de öyle yaptım .uyudum.
  
Gözümü açtığımda muavin mola süremizin 30 dakika olduğunu ve değerli eşyalarımızı yanımıza almamızı söylüyordu aksi takdirde çalınırsa işletme mesuliyet kabul etmiyormuş..dediğini yaptım .sigaramı yanıma alarak  otobüsden indim . Kolaylı ile o an tanıştık . insanın gözünü alan bir tabela , 2 adet umumi tuvalet , sadece sucuk satan bir süpermarket , hediyelik eşya satan(satamayan) bir dükkan ve benim gibi simsarların en cana yakınına ( simsarlar hep cana yakındır ) teslim etmiş ucuz biletli insanlar ...işte kolaylı!  
   
çay içmek istersen bunu gözünden anlayan garsonlar en fazla 10 saniye sonra çayını eline tutuşturur , normalde diğer tesisler ürünleri başka yerden alma şansın olmadığını bildikleri için en pahalı fiyatlara satarlar , ama kolaylının para kazanmak gibi bir derdi yoktur ..eğer kolaylının süpermarketine girip sucuk istersen bunu yurdun her yerinde satılabilecek kadar uygun fiyatlara alırsın ...ve sevgilim sana yemin ederim eğer biraz araştırırsan kolaylıda bedavaya tuvalete girebilirsin .. 


neden sana kolaylıyı anlattığımı mutlaka bana sormasanda kendine soracaksındır .

 muavin 30 dakika molamızın olduğunu söyleyince uykumdan uyanıp heyecanla kolaylıya koşuyorum sigaramın yanında çayımı içiyorum , tuvaletime girdikten sonra sucuğumu alıp otobüsüme geri dönüyorum ..kolaylıdan ayrılırken uykuma tekrar dalıyorum ...kolaylı tıpkı bir rüya gibi.  

seni de sadece rüyalarda görebildiğimi unutma sakın .. 






13 Haziran 2012 Çarşamba

muhabbet


canı isteyince sigara içebilen  bir adamken o gece 2 paket sigara içtim....tiryakiler gibi.
ne var ne yok anlattım , çünkü onlar benim hayattaki en yakınlarımdı . rıza abi, sülo ve abdullah...
sadece bakkala cila biralarını almaya giden apo'yu bekledim ,onun dışında hep ben konuştum..
ta en başından ....

"kızın adı gülay ... 4 yıl öncesiydi rıza abi , sen o zaman ivedik organize sanayide çalışıyodun galiba bu talat abinin mhp milletvekili olacağım diye tutturduğu zamanlar...ben yine iş arıyorum apo , hava nasıl sıcak , takımları çekmişim üstüme saç sakal tıraşım on numara...göya iş arıyoruz.. garsonluğa başvursam takım elbiseli adam fazla para ister diye almıyolar, havalı işlere başvursam tahsilim yok diye almıyolar , sik gibi kalmışım ortada ... moralim bozuk , çay içeyim sinirimi alır diye ulustaki oskar pastanesine zor attım kendimi.

çay gelmeden sigaramı yaktım , allahtan yarısına gelmeden çay da geldi . süleyman kardeşim allah seni inandırsın ben çayı tek şekerli içerim ... öylede yaptım, bir tane attım . karıştırırken  gülay'la ilk defa göz göze geldim ...sonra dedim ulan bir bokluk var bu işte kalpten gideceğim galiba . kan şekerim düşünce bir şeker daha attım çaya..işte o gün bugündür 2 şekerli içerim çayımı süleymanım ...neyse dağıtmıyayım konuyu ha ne diyordum?"

masada kimse anlatmaya  kaldığım yeri hatırlamadı yine ben hatırladım...hiç bir zaman unutmuyordum çünkü ..öksürerek boğazımdaki sigara zehirlerinden çoğunu yuttum , geri kalanını bira yudumuyla boğdum...ve devam ettim...

"apo sen diyordun ya geçen bi kızdan bahsediyordun  dizide mi ne oynuyormuş? gülay ona on basar !!
gözleri, bana bir hayat bir şehir bahşediyordu ...deniz , hava ...ama bakamassın rıza abi ...geçen bi film izledik ya şu pelerinli adam, süperli bişeydi adı...hani gözlerinden kırmızı ışık saçıyordu ...bi an gülay da beni öyle yakacak sandım abi ...( gülüşmeler ) ...sıfır makyaj !!! sana yemin ederim apo bak sen o dizideki kız güzel falan diyosun ya o kız makyajın kralını yapıyodur....gülay yüzünü bile yıkamamış sülo , çapak vardı gözünde allah belamı versin ki ! ellerini bir görseniz...kahve fincanını bile  kaldıracak gücü yoktu, o kadar zarif o kadar naif...hani sıcak sudan soğuk suya sokulmayacak olanlardan... tabi kızı görünce çay buz gibi , sigara da piç oldu ...ama umrumda değil  apo hemen bir çay daha söyledim iki şekeri yapıştırdım ...heyecandan elim ayağım birbirine dolandı ...hani mahallede kız bırakmadık belki hepsinin kitabına bir iki cümle karaladık ..ama rıza abi konuşamıyorum .,kız taş çatlasa 4 metre uzağımda , ulan dedim kendime şimdiye kadar ne kadar bok püsür varsa gereksiz iş varsa hepsine girdin ,gittin ..karşında sana hayat bahşeden bir kız var ....ama ayaklara söz geçiremiyorum abiler ,  geçen gazetede okudum bir insanın kalbi saniyede bi kutu bira kadar kan ponpalıyomuş...benim o an bir 70lik kadar kan ponpalıyodu kesin abi!!! neyse kız kalktı gitti...hiç unutmam 9 lira hesap ödedi ..."

kimse niye konuşmadın? ya da hiç konuşmadığın halde isminin gülay olduğunu nerden biliyorsun ? diye sormadı ...benim de biram bitince anlatmak istemedim ...yarın derya'yı anlatıcam ...anlatırım çünkü onlar benim en yakınlarım...rıza abi, süleyman kardeşim ve apo....

23 Nisan 2012 Pazartesi

Memduh Sucukoğlu (1.Bölüm)

bölüm 1 

boğulmasına çok az bir zaman kala uyandı . 
sırt üstü uyumaya alışan bir insan hayatı boyunca başka şekillerde uyuyamaz ,rahatsız olur ,uyanır ...kendi kusmuğunda yüz üstü sızarak boğulmaktan son anda kurtulmasını ,çok sonra nasıl uyanabildiğini düşününce  buna bağlıyacakdı. 
tuvaletin ışıkları gözlerini kapağından çıkarmasına engel oluyordu..bar tuvaletinin ışıkları afilli olur , insanlar alkolü vücudundan burada söktükleri için , bar sahipleri alkolü tekrar insanların vücuduna sokmada tuvalet ışıklarının etkili olduğunu düşünmüş olmalılar..
ama ona ,tuvaletin alkolü vücudundan  atmasına yardımcı olduğunu pek söyleyemeyiz . o kadar sarhoştu ki önce nerede olduğunu hatırlamadı , sonra burada ne işi olduğunu hatırlamadı ve bunlara cevap ararken daha büyük bir soruyu hatırladı "ben kimim?" .
alkol kana karıştıktan sonra beyin bilinçaltının yönetimine bırakır kendini.bilinçaltına attığımız duygular ,düşünceler, hatırlamamız gereken ne varsa karşımıza çıkarır.
 hangi insan bilinçaltında kendisini hatırlamak istemezki?
cebinde kimliği olduğunu anlaması uzun sürmedi . kimlikde adının yazdığını görünce bilinçaltına yeni bir bilgi öğretti : Memduh sucukoğlu.

annesi ve babasını daha 7 yaşındayken yeşilçam filmlerine konu olacak bir biçimde  kaybettiğini hatırladı.
şöyle :
1987 yazının bunaltıcı sıcağında aile datça'ya yazlıklarına gelirler. o gün denize gitmeden önce memduh, ağaçlardan topladığı kirazları ,piknik sepetinin içine atar . kumsalda memduh ve babasının denizden dönmesini bekleyen  anne piknik sepetinden nevaleyi ve kirazları çıkartır .  çürük olanlardan yemeye başlar (iyiler memduh'a kalmalı  ) .   küçük memduh denizin alt kısmını ilk kez görmüş olmanın şaşkınlığını , kıpırdayan bir canlının üstüne doğru gelmesiyle korkuya bırakır... yaklaşık 4 cm. uzunluğundaki balık memduh'u avazı çıktığı kadar bağırtır..
aynı anda

anne : memduh'un sesini duyunca
 "memd...."
bu sefer çürük olan vişnelerin çekirdeklerini ağzından çıkaramaz,aynı zamanda yutamazda ,çekirdekler öyle bir araftadır ki oksijenin içeri girip, karbondioksitin dışarı çıkmasına izin vermez.

baba: memduh'un sesini duyar duymaz gözlerini kapatıp kıyıya doğru kulaç sallayan baba, önündeki demirden  dubayı görmez,  bütün hızıyla dubaya kafasını çarpan adamcağız orada bayılır..

annesi ve babasının boğulmaları aynı saatin aynı dakikasında gerçekleşir...dediğim gibi çok "klasik" bir ölüm hikayesi. memduh ,yıllar sonra  farklı olaylarda aynı anda boğulmalarını vişne çekirdeğine,balığa,dubaya  bağlayacak ..topladığı vişnelerin çürük olanlarını ve attığı çığlığı beraat ettirecekdi.

elini yüzünü yıkaması ve kim olduğunu hatırlaması, kendisine getirir memduh'u .

burdan çıkması lazım ,gördüğü ilk garsonu kolundan yakalar "pardon hesabı alabilir miyim ?"
garson koluna yapışan bu kaba adamın yüzünü gördükten sonra tebessüm eder " tabi memduh bey "

hesabı ödedikten sonra kendini dışarı atan kahramanımız , hafızasına yardımcı olmak için barda ne yediğine ve ne içtiğine bakmak için cebine itelediği fişi çıkarır .

fişde şunlar yazar:

DUBA BAR

1 balık ızgara (levrek)  22 TL.
4 vişne votka     48  TL.   Teşekkür Ederiz.


19 Nisan 2012 Perşembe

Memduh Sucukoğlu (Ön Söz)




ÖN SÖZ: 

Memduh  Sucukoğlu'nu  hiçbiriniz benim kadar iyi tanımıyorsunuz. 

memduh fakirdir , canidir, hoş görülüdür, zengindir , kibirlidir , sabırlıdır , din ve devlet işleridir, peygamber efendimizin elçisidir , ateisttir , sapıktır , sevgi doludur , akıllıdır , katildir , esrar kullanır , çevrecidir.
memduh tam bir aptaldır ...

onu sevmiyorum , o da beni sevmiyor  . sadece yazacağım kitabın kahramanı olmak istiyor, her satırda adını görmek , kitap kokan ismini sayfalardan koklamak istiyor  ...
 ilk başlarda buna tevazu göstermedim tabi,kitabımı okuyan okurun hayal dünyasına hitap ederim ben , kahramanlarım bunu başarmak için savaşır , ateşten kılıçlarımla buz tutmuş beyinlere saldırırım ,elle tutulan ,gözle görülen hiç bir şey benim kitaplarıma konu olmadı , olmayacak!!!! dı .

eskiden arada bir uğrardı yanıma , son 2 yıldır sürekli peşimde . hangi bara gitsem en fazla 3 masa uzakda,  her adımımın en fazla 3 metre gerisinde...evime girmek için izin bile istemiyor artık ..baş edecek gücüm kalmadı , sonuçda bu adam katil , sapık ve cani birisi.  onun da sabrını taşırabilirdim, kendimi bir kitap kahramanının kollarına teslim etmekten başka çarem yokdu. ben de öyle yaptım . memduh sabırlı ve hoş görülü olmasının karşılığını alacakdı. 

zengin olduğu için kitabın bütün masraflarını üstlenmeyi teklif etti , ama bu kadar fakir birisinin teklifini  kabul edemedim.

kitabı yazmaya başladım , iyi de gidiyordu . hayatımda hiç tatmadığım bir zevkdi bu. kanlı canlı bir insana kelimelerimden elbise dikiyordum , yemeğini pişiriyor ,gitmesi gereken yolu belirliyor , aşık olması gereken insanı seçiyordum . ilkler zordur , ilk kitabımı yazarken de zorlanmıştım .memduh sucukoğlu kitabım da  bir ilk olacakdı...zorlanıyordum  haliyle . 

memduh sucukoğlu kibirli ve aptal birisiydi.... kitabımın sayfalarına konu yaratmak için bütün hayatını hiçe sayıp yollara koyuldu , tabi beni de yanına alarak... 


13 Nisan 2012 Cuma

Ankara Vapuru



Sakinler sokağı spor yapmak gibi temiz bir faaliyet için fazla kirliydi. saat 21'i geçtiği zaman bu sokağın girişinde biterdim . 

dar bir sokaktı , araba geçmezdi , yani tek parça halinde geçmezdi yoksa sakinler sokağı hırsızlarıyla meşhurdur , şehirdeki bütün araba teypleri bir kez olsun buradan geçmiştir ...belediyenin lamba dikmeyi unuttuğu bu sokakta insanlar, ayın kaldırımlara yansıyan yakamozu ile aydınlanırdı.

neden şehirde o kadar güzel sokak varken,  sakinler sokağında koşuyorum ? 

a. sokak serserilerinden göt korkusuyla kaçarken daha hızlı koşabiliyorum ,daha iyi spor yapıyorum

b. karanlık bir sokak olduğu için nasıl koştuğumu göremiyorum ,  belkide usain bolt gibiyimdir.bunu bilmemek güzel.

c.ayaklarımın altında ayın yakomozuna basıyorum,  sanki ayda koşuyormuşum gibi hissettiriyor.. ayda koşan ilk sporcu olduğumu bilmek hoşuma gidiyor .

d.hiçbiri


cevap d......bu sokakda koşmamın nedeni ,ankara vapurunun burada yaşıyor olması ..

ankara vapurunun ağzının ,gözünün ,saçının ,dudaklarının,boynunun güzelliğini anlatacak kelimelerin hiçbirini bilmiyorum ....ama daha önce gördüğüm bir güzelliğe hiç benzemiyor.

senaryom hazırdı : babasından gizli odasının  penceresinde sigara içecek , o sırada karanlıktan beyaz ayakkabılı prens yani ben , ankara vapurunu dudaklarından öpecektim  ve  ayın üstünde koşan usain bolt gibi peşimde serserilerle oradan kaçacaktım ...  

tam 2 yıl ankara vapurunun sigaraya başlamasını bekledim....


her gün kapısının eşiğine bakkal kemalin sattığı en kaliteli sigaralardan bıraksamda , senaryomun başrolünde oynamayı bir türlü kabul etmiyordu

bu güne kadar çok fazla serseri biletsiz binmiş bu vapura , içinde esrar içmişler ,kavga çıkarmışlar,kirletmişler vapurumu  ...

ben biletimle binmek istiyordum, martılara simit atmaktı hayalim , ama vapur limanıma bir türlü yanaşmıyordu 



















3 Nisan 2012 Salı

kazanan


kula kulluk ettiğim bir günün akşamında tanıştım "kısa marlboro light" ile.... ona, bu ismi ben taktım . tabi nüfus cüzdanında farklı bir isim yazıyor ... baktım ki adı yüzünün güzelliğine çok yakışmıyor , ben de bu hayatta en sevdiğim isim ile çağırdım onu 

"kısa marlboro light"...
o da geldi... 

yıllar sonra :

saatlerin zamanı göstermek için değilde daha çok altının vücuda kattığı zenginliği göstermek için takıldığı hayatımda,bizim işlerin saatleri hiç belli olmuyor .bazen gündüz uyurken bazen gece kahvaltı yapıyorum ,ekinokslarda saatleri  1 saat ileri ya da 1 saat geri almıyorum bile ,işte o kadar lazım olmuyor zaman ....kaçakçılığın altın kuralıdır : sevkiyat günü 20 yaşın delikanlılığını taşı!!! ve unutma  her gün sevkiyat olur.... 

mesleğini benim kadar seven yoktur ...bu kadar çok üzülen de yoktur.. ben hiç bir zaman ne iş yapıyorsun diyene kaçakçıyım diyemedim...çünkü yasakmış !!! şerefsizler!!! kaçakçılık olmasa vatandaş 3 liraya marlboro'yı nasıl içecek ? arabistandan bir çay gelicek haftaya,  onu bir içsin o polisler,maliyeciler başka bir şey demiyorum !! kilosunu 5 liradan vericem çünkü benim halkım en iyisine layık ..

kısa marlboro light 'a nikah yapmadım ..yıllarca yaşadık huzur içinde ...


günün birinde doğacak çocuğumuzun boğazından geçecek lokmanın haram olacağından bahsetti....tabi ben çok sinirlendim sonuçda ben çocuğumun ilkokulda hocası, ne olmak istiyorsun? diye sorduğu zaman, kaçakçı olmak istiyorum öğretmenim! dediğini  hayal etmiştim...

çok fazla kulumun olduğu bir zamanda kısa marlboro lightdan ayrıldım ...

1 saat ileri ya da 1 saat geri alma özelliği olmayan altın saati ile, 20 yaşındaki bir adam.. sigarayı 3 liraya içemezdi artık..


( 2 perde olan bir yazının 1.perdesiydi bu ..devamında  kaybedeceği yazıyı yakın bir zamanda yazacağım  )

2 Nisan 2012 Pazartesi

Beni Öldürün.

3 yıl öncesini şöyle anlatayım :

"eli kalem tutan herkesin askere alındığı bir dönemde" tanıştım ahmet abiyle... bu savaşda hiç bir tüfek ,bomba savaş kazandırmaya yetmeyince , dönemin Rusya Başbakanı Olegsiyevic biraz da rus edebiyatına güvendiği için
orduya; ülkenin en güzel cümleleriyle saldırmaları emrini verdi...

Rusya'nın bu büyük saldırısına karşılık veremeyen ordumuz hemen yayınladığı 3 sayfalık genelgede eli kalem tutan herkesin askere alınacağını yazıyordu....ben vicdani redciyim  ! Savaşda Rusların kurduğu cümleler karşısında hiçbir şey yapamayacağımın farkındayım, sonuçda ben fizik bölümü okudum ,formülleriyle saldırsalardı önden ben giderdim buna eminim ama savaşda elimde kalem ile ölümü beklemekden başka ne yapabiirim? 

Ahmet abi askere gönüllü yazılmıştı. bölük komutanımız bu cesur hareketinden dolayı abimizi tebrik ederken duymuştum , bizden farklıydı ...hemen yanına iliştim , ılık muhabbetler sonunda ahmet abinin güvenini kazandım.yemekleri aynı masada yiyor , eğitimden sonra bi ara bulursak beraber sigara içiyorduk ...tabi bunu yapmamın tek bir amacı vardı , cephede kalkanım olacakdı ahmet abi , rus orduları edebiyatının en büyük cümlelerini üzerimize savururken ben ahmet abinin kalemi altında bu iğrenç savaşın bitmesini bekleyecektim ... ahmet abi 40lı yaşların üzerinde idi...çok az konuşuyordu ,beni sevmesi için durmadan konuşuyordum .. postallarını giyse bile beyaz saçları ancak omzuma yetişen , bira içmekten hamile kalmış gibi göbeği olan bu adama neden bu kadar güvendiğimi bilmiyorum ...gönüllü katılmıştı ..evet gönüllü.. kendime çok küfür ettim keşke zamanında azcık okusaydım...güç bela kazandığım üniversiteyi güç bela bitirecek kadar bir adamdım ama okuyabilirdim isteseydim.. sonuçda bundan 16 yıl önce sökmüştüm okumayı..otobüslerde giderken kesik attığım hiç bir kız bakmadı bana .onlar bakmadı ben bekledim...belki onun yerine okusaydım otobüs de ,metro da  ahmet abi gibi, şimdi düşman askerine bakmaya cesaretim olurdu...

Gelen bir telsiz ile bu saçma keşkelerim yerini korkuya bıraktı ....telsiz sesleri kulaklarımda defalarca çınladı:
"düşman askeri taarruza geçti herkes cepheye!!!!!!!"

hemen ahmet abiyi aradı gözlerim ...çok sakindi . ağzında sigarası elinde kalem tıraşıyla üzerine 2 kızının adını yazdığı kalemi sivrileştiriyordu ..yanına vardığımda 
"hazır mısın evlat?" dedi...
"seninle her şeye hazırım abi" dedim.....götünden ayrılmadım tabi, cephe de bile ...

işte geliyorlar !! kalemimi iyice sıktım ! önce Tolstoy'un savaş ve barış'ından bir kaç cümle ile bizim cepheyi sarstılar... ahmet abi'nin bir planı vardı .. bana " bekle ! " dedi... heyecanlıydım .bölük komutanı en arkadan 
Ahmet Haşim'in şiirlerinden bir ikisini hızlı hızlı okudu .. Rusların bir bölümünü böylece püskürttük ama hala onlar sayıca bizden üstündüler .. 

Sağdan Gorki ,soldan Anton Çehov ile saldıran düşman bizi iyice yıprattı.....artık umudum olan adamın kollarına yapıştım ve süper kahramanımı cepheden yukarıya fırlattım ...tek başına koca rus ordusuna karşı meydana çıkan Ahmet abi:

savaş meydanındaki tüm askerlere bağıra çağıra el kol yapa yapa küfür etti ! anne karenina'yı fahişelik ile suçladı, karamozov kardeşlerin bir zina sonucu doğduğunu savundu .....tabi 5 dakika konuşmasına izin veren rus askerleri Turgenyev'den iki cümle ile al aşşağı ettiler abimizi....

savaşı kaybettik .ben gazi oldum cümlelerden birisi sol kulağımı sıyırıp geçti...

arkadaşlar ahmet abi'nin  yemeklerden sonra kalemiyle dişini karıştırdığını söylediler ...merhumun arkasından konuşmak olmaz ama  bu cahil dürzünün yüzünden az daha ölüyordum!!

çok sonra en yakın arkadaşı olduğum için ahmet abinin bütün eşyalarını bana verdiler ..onları ailesine 

götürmek için bindiğim bir otobüsde kestiğim bir kız ile tanışıp,evlendim... 

3 yıl sonrası (bugün) :

iki kız çocuğum oldu ... yine bir savaş çıkması gündemde bu sefer direk yazılıcam orduya gönüllü olarak ..ve  gidip analarını sikeceğim!!!!


30 Mart 2012 Cuma

üşenmek


herkesin buluşmak için randevulaştığı kitapçının önünde, kimseyle  randevulaşamadan 3 saat bekledim....
bütün bekleyenlerin içinde en iyi ben bekledim !  o kadar iyi bekledim ki bi ara gerçekten birisi gelir gibi oldu. 

telefonumu çıkarıp kulağıma götürdüm birini arıyormuş gibi , sürekli saatime baktım , o kadar kızgındım ki diğer bekleyenler , beklediğim insana acıdılar , kaşlarımı çattım , sigara üstüne sigara yaktım ...diğer bekleyenlere, sitem eder gibi baktım ...sonra bekleyenler gitti , yeni bekleyenler geldi.yine aynı şeyleri yaptım 
hiç üşenmeden aynı şeyleri 3 saat yaptım...

bana hiç koymadı ,üşenmedim...

çünkü hiç üşenmeden 32 yıl nefes aldım.....

hatta o kadar iyi nefes aldım ki...bi ara gerçekten yaşıyormuşum gibi oldu.


25 Mart 2012 Pazar

saat

"marjinal düşünceleri ,bakir sevdalarımla yarattığım bir ütopyada yaşasaydım daha güzel olurdu herşey....
ama bu kelimeleri kullansaydım anlamazdınız beni " dedi  odadan çıkarken .....

saat yönünün tersine doğru dönen  bir sohbet sırasında kendisine gelince sıra, bu cümleleri kurdu arif....
odadan çıktıktan sonra en çok rahatsız olanlarda zamandan en çok şikayet edenler oldu...
oysa ilk defa ,sohbet sırası bile olsa saatler tersine işliyordu....

arif'in sohbetin ortasında çekip gitmesine ilk selim sinirlendi, sabah 7de durağa yanaşan ilk otobüse boynunda kravatıyla binen adamdı selim , 22 yıldır aynı duraktan biniyordu kravatıyla, memur selim.... yarın sabah 7 olmasını hiç istemiyordu.....

karısı derya selim'e kafa sallayarak katıldı.... kayınvalidesi sabah namazına kalkınca kalkan,ona abdest aldıran kadındı derya ...çok iyi yetiştiremediği 3 çocuğu ,bakkal kemal ile bir çok günahı olan derya....sabah ezanını bir daha duymak istemiyordu 

arif'in dedesinin ağzı bozuktu, odadan çıkınca ağır küfürler etti torununa, tersine işleyen saatine çomak soktuğunu o da biliyordu , günde iki paket sigara içen ,35lik rakısını her akşam müzeyyen senar eşliğinde hanesinin balkonunda içen , organlarına tam 81 yıldır eziyet çektiren adamdı arif'in dedesi.... yarın ölmüş olmaktan korkuyordu

arif odasındaki doktor raporunu bir kez daha incelemek için gitmişti oysa... tıbbi cümlelerin sonuna edebiyatımızın en yalın haliyle:
5 ay ömrünün kaldığını görmek için...

Saf düşünceleriyle,orospu sevdalarıyla yarattığı bir dünyada yaşıyordu arif....

kimse anlatmak istediğini anlamıyordu...


15 Mart 2012 Perşembe

İnançlı adamdı resul . tanrısıyla anlaşmış  , arkadaşlarıyla  vedalaşmıştı .


çok günahı yoktu o güne kadar,  cehennemde biraz yatıp çıkacaktı. bu yalan dünya dedikleri ona çok gerçek gelmeye başlamıştı , biraz da şanssızdı aslında ,hiçbir şey yolunda gitmemişti ta en başından . artık bunları kafasına takmıyordu bile  ,sadece bir sınav olan bu dünyada kağıdını dolduramadığı için üzülüyordu ..ama olsun ,  konuşmuştu tanrısıyla anlatmıştı derdini...



kimsenin geçmediği bir tren istasyonunda 2 gün önüne atlayacağı  treni bekledi , 3üncü gün o kadar çok üşüdü ki :
"evindeki sobanın, cehennemden daha çok ısıtacağını " düşündü ...

oysa inançlı adamdı resul...evine dönüp sobasında kestane kızartırken, ölemediğine çok üzüldü

11 Mart 2012 Pazar

sayılar

onu gördüğümde; daha önce hiç gitmediğim bir şehrin hiç girmediğim sokağında sigara içiyordum. beni görünce görmemezlikten gelemedi , görür görmez başını öne eğip yola devam etmesi arasında 4 senemiz vardı ,biliyordu ...
"nasılsın" dedi...
"bildiğin gibi işte" dedim.    oysa 7 yıl 1 ay 18 gündür bilmiyordu. 

9 Mart 2012 Cuma

Mutlu son

hiç üşenmedim, hayatımı yazdım  ...ancak roman olmadı , hiç edebi eser taşıdığını da düşünmüyorum, boncukla konuştuklarımızı fabl dan sayarsan orası ayrı tabi.
lunaparklardan hep üzgün çıkmam  ilgi çekmedi mesela  ..atarsam marlboro'yı alacağıım o 3.şut hiç bir zaman girmedi çünkü...tüm paramı harcamasaydım  penaltı atışlarında, binseydim atlı karıncaya , dönme dolaplara belki   hikaye olurdu hayatım, ama ne yazık ki olmadı...
erkek adam ağlamaz diyen babamın karşısında; odamdaki karanfil soldu diye ağlamam bile dikkatleri üzerime toplamadı ...o gün,  karanfilim solmasaydı   aşık olduğum kıza verecektim . eğer verseydim belki masal olurdu hayatım , ama ne yazık ki olmadı ....
ülkenin sayılı  doktorlarından  olduğumu da  yazdım, ama yine kimse beğenmedi ... annemin üniversite tercihlerimi yaptığı günün gecesi kalkıp ilk başa konservatuarı yazsaydım gizlice , belki film senaryosu olurdu hayatım ,ama ne yazık ki olmadı....
sevmediğim bir kadınla 6 yıldır evli olduğumu yazdım ,ama bu da kimsenin umrunda değil !! haklılar aslında yine edebi bir eser taşımayan yazılarımdan birisi bu . eğer Nuran'ı yanlış anladığım için öfkelenip önüme ilk çıkan kadına evlenme teklif etmeseydim , belki lirik şiir olurdu hayatım ..ama ne yazık ki olmadı ...

hayatımı yazdım ama hiç- bir- şey olmadı ,köpeğim  boncuğa dertlerimi anlattığım günleri fabl dan sayarsan orası ayrı tabi.




7 Mart 2012 Çarşamba

kısa

"O gün," bana Paris'i anlattığında, bende ona Tokyo'yu anlattım .
Sarhoş olduk,öpüştük.
Çok sonradan öğrendim,hayatında Paris'e hiç gitmemiş , ben de Tokyo'ya gitmemiştim.Sadece  o  yalanlarıyla kaçabileceğini düşünürken ,benim yalanlarımın  daha uzağa gidebildiğini göstermek istedim.
 .


Damat traşı olmaya giderken aradı , haftaya Paris'e gidecekmiş , gitmeden görüşelim dedi.. Tokya'da olduğum için gelemeyeceğimi söyledim .
"O gün" , yalan bir hayatın en gerçek günüydü.

4 Mart 2012 Pazar

bugün, kolumu ısırarak yaptım saatimi ..
bugün, en sevdiğim oyuncağım, yine diğerlerini yendi.
bugün, annem poğaça yapmış ,beslenme çantamın içine de atmıştır bir kaç tane .
bakkala gönderilen küçük kardeş olmayı herkesten çok istiyorum, bugün. 
bugün aslında bizim aşşağı mahalleyle maçımız vardı ama bulamıyorum bir türlü bizimkileri
ayrıca cami önünden geçerken, sakallı olan amcalardan korktum yine bugün 
bugün, aklıma geldi Şevket'de 3 tane tasom kalmıştı .

acaba Şevket'in kapısını çalsam , kapıyı karısı mı açar ? pardon kocanızda benim tasolarım kalmıştı yıllar evvel onu almaya geldim , yahu diğerleri önemli değilde pikachu'lu olan tasomu almam lazım biliyosunuz ki cipsten en zor çıkan odur..

ya da bugün işe beslenme çantamla gitsem, Ahmet bey ne der?  sıra arkadaşım Ali gibi çullanır mı acaba poğaçalara.. 

saatimin eti-kemik geçtiği şu anlarda, bugün 
hiç bu kadar uzak olmamıştı....

1 Mart 2012 Perşembe

sucuk kaynakları müdürü

kime bakıyorlar , ne vardı orada ? neyse bunu çok düşünemem şimdi aklım  Nuranda ...Nuran benim karımdı ,ayrıldık... bazıları şiddetli geçinemediniz diyor ,ben kader diyorum ,Nuran susuyor...Masmavi gözlü alaca yanaklı tosun gibi sağlıklı bir kız çocuğumuz yok...Bazıları şanslısınız diyor, ben kader diyorum ,Nuran susuyor....kendimi tanıtayım Ben insan kaynakları müdürüyüm efendim  ....yanlış anlamayın alaylıyım bu meslekte , ha normalde 22 yaşında söktüm okumayı ,26  yaşımda da yazmayı .. ilk yazdığım şey adımı yazmak oldu , güzel yazamadım ama bu çok da önemli değilmiş evlilik cüzdanında....imzalar zaten yazmayı yeni sökenlerin en iyi bildikleri şeydir dedi nikah memuru gülerek ...anlamadım  .....neyse efendim ben İnsanın kaynağının nerden geldiğini merak ettim ve bu sektörde ilerlemeye karar verdim , karaköyde bir dükkanım var  ..içinde bir masa,bir sandalye ve bir de ben varım efendim... her sabah 7 buçukda dükkanımı besmele ile açarım ...çayımı getiren çocukdan başka gelenim yoktur ama olsun zamanla o da olur...Nuranın babası beni sevmez...benim için işsiz güçsüz ve deli derdi , ben insan kaynakları müdürüyüm derdim , Nuran susardı.....annem babam varlıklı insanlardı efendim ...rahmetli pederim bana çok güzel bir pastane bıraktı ..ve bana "oğlum bu iş senin kolundaki altın bileziğin" derdi...ben de dükkanı sattım , altın bilezikleri de Nuran'a taktım ....bazıları bana salak dedi, ben Nuran'a karım dedim, Nuran hiçbir şey demedi......Ben insan kaynakları müdürüyüm efendim...mesleğimde zirvedeyim ...ve ben bir insanım efendim...benim kaynağım olan Nuran'ı düşünüyorum şimdi .....sahi bu fotoğraftakiler kime bakıyor ? eğer bana bakıyorsanız söyliyim bugün dükkanı açmıyacağım efendim....

27 Şubat 2012 Pazartesi

mutlu bir gün

Çok iyi hatırlıyorum ...taksimetre 6 lira yazmıştı dün akşam , şimdi 23 lira yazıyor. dün akşam, bu akşamdan daha mı ucuz?...aynı yerden bindim, aynı yerde ineceğim....ulan şerefsiz taksici , seni doğuran kahpe ölmüştür umarım...ben 6 liralık bir adam mıyım ?  vicdansız herif ....hiç mi sevmedin beni ? o kadar sigara içtik beraber , eski bayramları özledik  ...beni 6 liralık mı sevdin .....? Çok iyi hatırlıyorum ...dün akşamki takside giderken 5 berber dükkanı saydım... klas berber , star berber , yıldız berber , umut berber, ciks berber....keşke bir tane de taksici saysaydım, kalleş bir taksici!!!  bu akşam kaç berber saydım biliyo musun ? hiç.... beni seven bir  taksici saydım ama.....hep ağaçlı yollardan götürüyo beni, ağaçları ne kadar sevdiğimi de söylemedim üstelik......Çok iyi hatırlıyorum.... dün akşamki taksici, tam inmek istediğim yerde indirdi beni ...ulan senin gibi orospu çocukları olmaz olsun ...insan anlar beee anlarr, istemiyorum orada inmek, aynı eve gitmek , aynı koltukta, aynı kaptan meyva yemek ...bu hayatı berber saymak için mi yaşıyorum ? ....sen ne kadar kötü bir taksici olduğunu anlamışsındır umarım...bu akşam evet bu akşam , inmek istediğim yerin yakınından bile geçmedik , o kadar mutlu oldumki son sürat bastık gidiyoruz...yanımda beni gerçekten anlayan  bir taksici var çok mutlu oluyorum ...biliyorum o da beni sevdi , belki ağzıyla söyleyemiyor ama sağ eliyle sürekli bacağımı seviyor....Çok iyi hatırlıyorum.. daha önce benim olanı kimse sevmemişti..